Giriş
(6)

Yeni nesilde "şekilciliğin" artışı üzerine...

levent bilgen
Kuşaklar arası mukayeseleri, birini yüceltip diğerini aşağılamayı yersiz ve gerçekten uzak buluyorum. Bununla beraber sanayi devrimi sonrası dünyadaki en büyük dönüşüme sebep olan "internet çağının", iletişim ve ulaşım imkanlarının artmasının, sosyal medya mecralarının birbiri ardına doğmasının bir
Kuşaklar arası mukayeseleri, birini yüceltip diğerini aşağılamayı yersiz ve gerçekten uzak buluyorum. Bununla beraber sanayi devrimi sonrası dünyadaki en büyük dönüşüme sebep olan "internet çağının", iletişim ve ulaşım imkanlarının artmasının, sosyal medya mecralarının birbiri ardına doğmasının bir sonucu olarak çok "şekilci" bir nesil geldiğini de düşünüyorum.

Bu nesil, kendinden önceki tüm nesillerin aksine sokakta oyun oynayarak, yüz yüze sohbet ederek, karşılıklı ve sağlıklı ilişkiler kurarak inşa etmedi değerler sistemini. Çocukluğundan itibaren ekrandaki profil resimleri, fotoğraf paylaşımları ve bir "account" olarak tanıdı insanları, bu tarz video oyunlar oynadı. Hemen vazgeçebiliyor, her şeyi riske edebiliyor ilişkilerde, çünkü alternatifler sonsuz. Değerli bir paylaşımda ve fedakarlıkta bulunarak elde ettiği bir şey olmadığı için de kaybedeceği bir şey olmuyor.

20'sinin başında botoks, çene, dudak dolgusu, medikal estetik konuşan ve en küçük yaş alma belirtisine bile fobi geliştiren genç kızlar, İnstagram'ın ve selfie'nin popüler olmasının hemen ardından plastik cerrahi uygulamalarının tüm dünyada ciddi şekilde artması, giyim ve marka düşkünlüğünün "insanın güzelliğe meyyal doğasının" da ötesinde daha başka bir üst değer olarak toplumda yerleşmesi ve kabul görmesi, en küçük bir insani kusura bile tahammülü yitirmeye başlayan insanlar...

Sizin bu konudaki gözlemleriniz nedir? Sizce böylesine şekilci olmalarına esas sebep olan şey ne? Bunun tek sorumlu sosyal medya mı? Yoksa yitirdiğimiz başka değerler mi?
0
levent bilgen
(20.12.18)
Bu gördüğün nesil bir sonuç dediğin gibi. Sebeplerini de kendince yazmışsın. Bir insana ne verirsen onu alırsın, biz bu çocuklara gençlere demek ki bunu verdik ki böyle geri dönüşler alıyoruz. Çok aşırı şikayetçi değilim, insanları genel itibariyle beğenmiyorum yaştan nesilden bağımsız.

İnsanlar artık paketi daha çok önemsiyor, içindekinin ne olduğunun çok bir önemi yok, ciddi manada derinlik sorunumuz var çünkü bizim yarattığımız bu dünyada derinliği gerektiğş kadar takdir etmedik.

Film izliyoruz mesela, artık hemen aksiyon görmek istiyoruz. Hikayenin derinliği, arkasında barındırdıkları artık eskisi gibi ilgimizi çekmiyor. Atlasın süper kahramanlar, zıplasın kötüler bu yani, görsel şov 1500 ama senaryo sıfır, karakter işlemesi yok. Bilgiye sahip olmanın bir değeri kalmadı çünkü çok fazla bilgiye maruz kalıyoruz. Çocuğa bir şey anlatıyorsun çocuk içinden "lazım olsa zaten Google'dan bakarım" diye geçiriyor, odaklanmıyor. O nedenle ilgilerini çeken tek şey görsellik, güç, görkem. Asrın en kro, en keko, en sığ insanları malesef günümüzde yetişiyor ama suç dediğim gibi bizde onlarda değil.

O Avrupa tarzı elegant zenginlik anlayışı kalmadı. Herkes gangsta rap yıldızı gibi yaşamanın derdinde.
0
bos gezenin bos ustasi
(20.12.18)
Keske orijinalini bulabilsem:

Milattan once 1000 yilinda Roma Imparatoru milattan once 1050 yilindaki cocuklara gore o zamanki cocuklarin daha "sekilci" olduklarini, kendi nesillerine gore anne ve babalarina saygisiz olduklarini, toplum kurallarina uymadiklarini falan yazmis. Aradan 3000 yil gecti, yaslilar yine cocuklar icin yine ayni seyi soyluyor.

Bu nedenle bizler kendi kendimizi iyi cocuklar, simdiki cocuklari ise simarik, "sekilci", vb sekilde gorme egilimindeyiz.

Senin de dedene sorsak, kendi neslindeki cocuklara gore senin cok farkli oldugunu, kendinin cocuklugunda insan iliskilerinin daha iyi oldugunu, cocuklarin daha terbiyeli, itaatkar falan oldugunu ancak senin ve senin yastaki genclerin cok farkli oldugunu soyleyecektir.
0
Traveller
(20.12.18)
@Traveller Duyurudaki ilk cümleden, bu çıkarımların referans verdiğin ruhla oluşmadığını hissetmen gerekirdi. Ben çok farklı bir şeye temas ediyorum. Orijinali dediğini de ben hatırlatayım:

Aristo şöyle söylemiş M.Ö. 350'de: "Bugünlerde gençler kontrolden çıkmış durumda. Kaba bir şekilde yemek yiyorlar, yetişkinlere karşı saygısızlar, ebeveynlerine karşı çıkıyorlar ve öğretmenlerini sinirlendiriyorlar"

M.S. 2. yüzyılda Hesiod da: "Günümüz gençleri öyle umursamaz ki, ileride ülke yönetimini ele alacaklarını düşündükçe umutsuzluğa kapılıyorum. Bizlere, büyüklere karşı saygılı olmayı, ağır başlı davranmayı öğretmişlerdi. Şimdiki gençler kurallara boş veriyorlar. Çok duyarsızlar ve beklemesini bilmiyorlar." diye eklemiş.
0
🌸levent bilgen
(20.12.18)
ben bilginin önemli rol oynadığını düşünüyorum. artık daha fazla 'şey' biliyoruz. üç çeşit kazak yerine üç yüz çeşit kazak arasından seçim yapabilme şansımız var. aynı şekilde çok daha fazla insana maruz kalıyoruz. rekabet demeyeyim de kıyas ve daha iyi olma eğilimi her zaman vardı, artmış olabilir.

ayrıca şekilci biri olarak şekilciliğin iyi bir şey olduğunu düşünüyorum. neden insan güzel bir objeye bakmak istemesin ki?
0
cikmaz sokaktan cikagelen cocuk
(20.12.18)
iletişim çağı,erken ve artan farkındalık gibi bir sürü sebep sayılabilir.tecrübesizlik ve özgüvenle birleştiğinde o zaman kuşaklararası çatışmalar başlıyor.fransızların dediği gibi gençler bilebilse ihtiyarlar yapabilse.
0
jactantia
(20.12.18)
her nesilin bir yoğurt yiyişi var.

Sizden öncekiler de sizin nesliniz için farklı şeyler düşünüyor.

Ama şahsi fikrim, haklısınız sonuna kadar.
0
Techsavvy
(20.12.18)
(11)

Kitap Hırsızlığı

levent bilgen
Kitap okuyan, çevresinde okuyan insanlar bulunan, kitapçı, sahaf gezen insanların ara ara kulağına çalınır bu durum. Bana yıllardır normal, komik ya da sarkastik gelmiyor. Başka herhangi bir şey çalmak kadar utandırıcı ve ahlak dışı görüyorum. https://youtu.be/CplnydsFNJY (02:10’dan itibaren)Nuri Bi
Kitap okuyan, çevresinde okuyan insanlar bulunan, kitapçı, sahaf gezen insanların ara ara kulağına çalınır bu durum. Bana yıllardır normal, komik ya da sarkastik gelmiyor. Başka herhangi bir şey çalmak kadar utandırıcı ve ahlak dışı görüyorum.

youtu.be (02:10’dan itibaren)

Nuri Bilge Ceylan da bir röportajında gençliğinde çok kitap çaldığını, sonrasında bu alışkanlığından vazgeçtiğini söylüyor. Başka bir şey çalmış olsa böyle anlatabilir mi? Hiçbir utanç duymadan, satan kişinin o müessese için emeğini, o kitaplar için ödediği parayı ve alınterini hiçe sayarak...
0
levent bilgen
(18.12.18)
Size %100 katılıyorum.
0
simderun
(18.12.18)
Size %100 katılıyorum.
0
güneyli çocuk
(18.12.18)
gençlikte kim impalsif hareketler yapmadım diyorsa bilin ki yüzde 100 yalan söylüyordur.
ben de kalem çalmıştım yani...
0
Techsavvy
(18.12.18)
@Techsavvy Hırsızlığı “impalsif davranış” olarak görüp rasyonelize ediyorsak seri katiller de “Ben de MAOA geni yüzünden insanları öldürdüm” deyip masum olduğunu iddia edebilir. Tecavüzcü de testosteron hormonuna atar suçu. Çok yanlış bir akıl yürütme bu!
0
🌸levent bilgen
(18.12.18)
@levent bilgen

Rasyonalize etmedim dikkat ederseniz, sadece impalsif davranış dedim, rasyonalizasyon kısmını siz eklediniz.
0
Techsavvy
(18.12.18)
Kesinlikle katılıyorum.

Umarım sonrasında yaptığından pişman olup malını çaldığı insanların parasını ödemiştir.
0
babilbaligi
(18.12.18)
Lisede edebiyat öğretmenim gençliğinde kitap almak için parası olmadığını, çok kitap çaldığını ve hiç pişman olmadığını gururlanarak anlatmıştı. Not: 10 sene önce mezun oldum.
0
goodz
(18.12.18)
Ben de böyle düşünüyorum. Ayrıca, kitap üzerinden yapılan her türlü romantizmi acayip itici buluyorum.
0
bruce mclaren
(18.12.18)
%100 katılıyorum. kitap çalan para da çalar. bunu bir de pişkince dile getiren insanlara inanamıyorum.
0
kaptan maydanoz
(18.12.18)
Üzülerek katılıyorum. Ayrıca bunun bedeli de muhtemelen kitapçıda çalışan, reyondan vs. Sorumlu emekçiden bir şekilde çıkıyor, kitapçı zincirine atılan ufak bir kazık olarak kalmıyor. Ağdalı kitap romantizmini ben de sevmiyorum. Ayrıca fiziksel olarak bir şeyi çalmak da çok acayip geliyor, gençliğinde yapmadım diyen yalan söylüyor demek de aşırı dışlayıcı. Pdf indirmeyi filan anlıyorum ve hak da veriyorum. Kitaba bolca para döken ama pdf de gördüğünde indirip arşivinde bulunduran biriyim. Ama alıp yürütmek çok acayip geliyor, bilmiyorum çok düşünmedim üstüne neden böyle. Eylemin kendisinden çok romantizminin yapılmasını kötü buluyorum bir de galiba.
0
snape i başından beri tanırım
(18.12.18)
Ayrıca İngilizce kitaplar çok pahalı olduğu için satın alamamayı anlıyorum ama zaten genelde softcopy si internette daha rahat bulunuyor bunların. Alıp kenara atılacak bir şey diye çalmak aşırı prenslik yani, ekrandan okuyuversin paşam ya. Sjdjf.
0
snape i başından beri tanırım
(18.12.18)
(4)

sağlık gerçekten

douglas
gözle görünür bir şey mi?merak ettiğim şey şu herkes bir açıdan sağlıklı bir açıdan sağlıksız besleniyor. kimi her gün fast food, abur cubur, sigara, alkol tüketirken kimi bunları nadiren kullanıp genellikle sağlıklı ve besleyici şeyler tüketmeye özen gösteriyor. bunun bir de spor kısmı var mesela y
gözle görünür bir şey mi?

merak ettiğim şey şu herkes bir açıdan sağlıklı bir açıdan sağlıksız besleniyor. kimi her gün fast food, abur cubur, sigara, alkol tüketirken kimi bunları nadiren kullanıp genellikle sağlıklı ve besleyici şeyler tüketmeye özen gösteriyor. bunun bir de spor kısmı var mesela yoga sinir sistemine oldukça faydalı.

iki insan olsun biri öyle biri böyle yaşasın hayatını, ikisinin hayatında gözle görülür değişim tam olarak ne zaman kaç yaşında başlar ve nasıl gözükür?

bu birazda her gün cidden sağlığımıza dikkat edersek uzun vade de bize faydası olacak mı açısından bir soru. çünkü günümüzde buna pek dikkat etmiyoruz ama insanlar sağlıklı görünmeye devam ediyor.
0
douglas
(18.12.18)
Bunun yaşı yok dandik bi hayat yaşıyorsa 20 yaşında da belli olur ama sonradan müdahalelerle bu kapatılıyor artık. Yani ne bileyim dişleri bozuluyor yaptırıyor gözaltında torba oluyor aldırıyor saçı dökülüyor ektiriyor vs vs
0
angelus
(18.12.18)
Bence kısa vadede de ediyor.
Yağlı beslenip, sigara içenlerin cildi kötü görünüyor. Düzgün beslenen insanlar daha enerjik oluyor.
0
marla is in my head
(18.12.18)
Sadece bir hafta bile düzenli şekilde erken uyuyup erken uyanan birinin cildi bile fark edilebilir.

Ruh sağlığı, genetik, uyku, spor ve beslenme bu konunun ana damarları. Hiçbiri de tek başına belirleyici değil.

Düzensiz ve sağlıksız beslenen, sigara içen, gece geç saatlere kadar uyanık 20’li yaşlarının başında insanlar bile 100 metreden belli ediyor kendini. Aynı kişi sağlıklı beslenmeye, düzenli gece uykusuna ve sigarayayı bırakmaya başlasın; 1 ay sonra bile gözle görülür farklar olur.
0
levent bilgen
(18.12.18)
gorunur + hissedilir.

cildine, kaslarina ve beden diline yansir. durusun bile degisir.
0
orpheus
(18.12.18)
(18)

Laptop ve telefon kameralarınızı bantlıyor musunuz?

dont eat me
sb.
sb.
0
dont eat me
(12.12.18)
Neden böyle bir şey yapalım?
0
Tears of Devil
(12.12.18)
Komple sokuyorum.
0
acemi
(12.12.18)
laptop bantlı
0
anily
(12.12.18)
Ikisi de bantli.
0
baldan kaymak
(12.12.18)
Hayır ama kesinlikle bantlamam lazım.
0
farabi
(12.12.18)
@tears of devil

casus yazılımların vs. izleme ihtimaline karşı? :d
en iyisi @acemi
0
🌸dont eat me
(12.12.18)
laptop bantlı, zuckerberg bantlamış biz kimiz ki bantlamayalım.
ben bu laptop üreticilerini de anlamıyorum, niye her laptopta kamera var, herkes mi skype'ta konferans yapacak arkadaş. ne için aldığımız belli işte bu cihazı.
0
birsürüsorumvar
(12.12.18)
telefon hayır laptop ara sıra
0
oldumusimdi
(12.12.18)
Hayır.
0
ms brownstone
(12.12.18)
Tel hayır. Laptop evet
0
Delay Fuze
(12.12.18)
hayır. kim ne yapsın lan beni burnumu karıştırarak ekrana bakan görüntümü?
0
sir gawain
(12.12.18)
Laptop bantlı. Telefon konum bilgisi, ses ve görüntü isteyen Whatsapp dışındaki tüm uygulamalara kapalı.

Ama bunlar hiçbir şeye engel değil. Buna da eminim.
0
levent bilgen
(12.12.18)
telefonu da mi bantlayan var?

bi ara laptopu bantladim zuckerberg ve black mirror'un vermis oldugu gazla. ve bekledim. baktim kimse beni izlemeye calismiyor, seveyim boyle isi dedim ve banti cikardim.

sonra anladim ki casuslar icin o kadar da cazip biri degilim. casus kim ben kim, peh! ne hayaller ne hayaller...
0
Leonardo~Da~Vinci
(12.12.18)
laptopu bantlamayı düşünüyordum, bu duyurudan sonra yaptım.
0
candide
(12.12.18)
Hayır ve hayır. Bantlamıyorsanız başlamayın, gerek yok, çirkin gözükür, fayda getirmez.
0
emzegrit
(12.12.18)
Olm sizi izleyip napıcaklar skdjsjd benim bilgisayarda (thinkpad t440p) kamera tamamen kapatılabiliyor. Açılırken de bildirim gösteriyor. Böyle olmasa bile kapatmazdım, komik çünkü.
0
Tears of Devil
(12.12.18)
Hayır. Bant yapıştırarak neyi gizleyeceğim, neyi görecekki yani? Çalışma odamın boş duvarını görür. En fazla burnumu karıştırdığımı filan yakalar. Sonuçta bilgisayarın karşısında çıplak bir şekilde pastaya oturma fantazisi yapmıyoruz.
Gerçi mac'lerde kamera aktif olunca kameranın yanında yeşil bir ışık yanıyor, hekırlar benim kamerayı aktif etse o ışığın da yanması lazım, öyle değil mi?
0
battal gemalmaz
(12.12.18)
dx'den güzel kapaklı şeylerden aldım taktım. bant ne öyle avam gibi!?
0
babilbaligi
(12.12.18)
(6)

diyarbakır-mardin tavsiyesi

prasinos
gezecek yer ve yemek tavsiyeleriniz varsa alırım bi dal
gezecek yer ve yemek tavsiyeleriniz varsa alırım bi dal
0
prasinos
(11.12.18)
mardin muhteşem bir yer, çok şanslısınız, keyfini çıkarmaya bakın.

Midyat Tarihi Konuk Evi'ni görebilirsiniz, çok hoş. Kesinlikle Artuk Bey'e uğrayıp onun spesiyal kahvesini içmeli ve hurmalı çörek yemelisiniz.

Deyrulzafaran Manastırı da görülebilir güzellikte.

Leylan Kafe'de biz gittiğimiz akşam santur çalıyorlardı. Sobalı ve hoş bir ambiyansı var. Oraya da uğrayabilirsiniz.

Yemeği Yusuf Usta'da yemiştik, kebapları çok başarılı.
0
fragile lady
(11.12.18)
Diyarbakır'da buket lahmacun ve onur ocakbaşını tavsiye ederim. Üzerine de rastgele bir yerden ciğer yemeyi ihmal etmeyin. Han'da da kahvaltı yaparsınız mis gibi.

Üzerine kadayıf yemeyi de unutmayın, diyarbakır'ın sütlü nuriyesi de çok güzeldir, onu da denemeden ayrılmayın.
0
noluyo yaa
(11.12.18)
Hasankeyf’in son günleri. Mutlaka uğrayın. Çok yakında sular altında kalıyor.
0
levent bilgen
(11.12.18)
Diyarbakır -
Handa kahvaltı yapmayın, Surlara yakın Saray Kapı Kahvaltı evinde yaparsanız diyarbakır eski evlerinden birinde yeme şansınız olur.

Han için ise gezme yapılabilir.

Çarşı Karakolunun karşısında Ciğerci Ramazan muhakak ciğer ye.

Kaburga, vs. diyarbakır'a özel yemek istersen yine Gazi caddesinde Dara yemek var :)
0
security
(12.12.18)
Diyarbakır muhteşem bir yer. Ben geçen sene gittim ilk defa, keşke daha önce gelseydim dedim gördükten sonra.

Suriçi’ni gezin.
Kapıları tek tek (7 kapı vardı yanlış hatırlamıyorsam) gezin.
Hz. Süleyman’a gidin.
Hevsel Bahçeleri’ni kesin görün. Oraya kadar gitmişken On Gözlü Köprü’ye de gidin.
Suriçi’nde Nebi Cami’sinin karşısında bir ciğerci var, 3-4 katlı bir yer, orada ciğer yiyin.
Ulu Cami’ye gidin.
Yine caminin oralarda ara sokakta bir yerde Kaburgacı Mehmet var, gidip kemiksiz et yiyin.
Hasanpaşa Hanı’nda bir Türk kahvesi için, maksat havayı solumak, göze hoş gelen bir yapısı var.
Sülüklü Han’a kesinlikle gidin. Harika bir ambiansı var. Orada da şarap içiyorsanız şarap(ev yapımı), içmiyorsanız da menengeç için.
Sıtkı Usta’da künefe yiyin.
0
marcelprous7
(12.12.18)
marcelprous7 yazılabilecek her şeyi yazmış. bunlara ek olarak Ziya Gökalp ve Cahit Sıtkı Tarancı evlerini de gezmeni tavsiye ederim.
0
dedim ben sana
(12.12.18)
(12)

"Dünyadaki herkes benim gibi olsa" diye düşünüyor musunuz?

ya ben lan neyse
-kimse yere çöp atmazdı-savaşlar olmazdıya da olumsuz başka şeyler...vs. vs.
-kimse yere çöp atmazdı
-savaşlar olmazdı

ya da olumsuz başka şeyler...

vs. vs.
0
ya ben lan neyse
(10.12.18)
Cop atmazdi savaslar olmazdi bu kesin. Trip atardi herkes birbirine sadece.
0
Traveller
(10.12.18)
Düşünmüyorum.
0
Amaranta ursula
(10.12.18)
Allah korusun. Dünya yaşanmaz bi yer olurdu
0
Delay Fuze
(10.12.18)
dünyadaki insanların neden benim gibi olamadıklarını düşünüyorum :)
0
gonulcelen87
(10.12.18)
Bu düşünceye sahip biri iyi niyetli olabilir ama kesinlikle hayatın doğasına ve kurgusuna çok yabancı ve az düşünen biridir.
0
levent bilgen
(10.12.18)
Hiç bir tuvalet pis bırakılmazdı.
0
ırene adler
(10.12.18)
Herkes bi yerde yatar uyurdu.
0
acemi
(10.12.18)
kendim gibi bir arkadaşım olmasını isterdim açıkçası. herkes benim gibi olmasın
0
prasinos
(10.12.18)
dusunmesi bile cok sikici.

daha once hic dusunmedim. madem sormussun dusuneyim diyorum, yok. dusunemiyorum. boring.

kotu seylerin olmasini tabii ki eglenceli bulmuyorum. keske bunlar olmasaydi diyorum ama elimden ne gelir? yerlere cop atmamak ve silah uretim sirketlerinde calismamaktan baska.
0
Leonardo~Da~Vinci
(10.12.18)
din sabaslari olmazdi, cunku din olmazdi..
zaten savaslarin coguna bahane din ve milliyercilik degil mi ama
0
alttaraf
(11.12.18)
hiçkimse birbiriyle konuşamazdı utangaçlıktan.

Düşünüyorum ama, evet. Keşke herkes olsaydı demiyorum da, daha çok olsaydı güzel olurdu. Yine, "keşke" demiyorum ama.
0
sopiro
(11.12.18)
Herkes Polyanna gibi pembe gözlüklerle dolaşıp dururdu. Lütfen herkes ben gibi olmasın o yüzden.
0
kim olduğumu bilirsin sen
(11.12.18)
(5)

Sean Penn'in Cemal Kaşıkçı filmi için İstanbul'a gelmesi

levent bilgen
Sean Penn Cemal Kaşıkçı'nın belgeselini çekmek üzere İstanbul'a gelmiş. Birincisi yapımcı, yönetmen olarak değil oyuncu olarak tanıdığımız biri daha çok. Bizzat gelmeye neden ihtiyaç duydu bir ekip göndermek, ön araştırma yapmak yerine?İkinci olarak da bu ne hız, bu ne acelecilik, olay yaşanalı daha
Sean Penn Cemal Kaşıkçı'nın belgeselini çekmek üzere İstanbul'a gelmiş.

Birincisi yapımcı, yönetmen olarak değil oyuncu olarak tanıdığımız biri daha çok. Bizzat gelmeye neden ihtiyaç duydu bir ekip göndermek, ön araştırma yapmak yerine?

İkinci olarak da bu ne hız, bu ne acelecilik, olay yaşanalı daha yeni 2 ay oldu? Uluslararası kamuoyunda algı yaratma isteği mi?
0
levent bilgen
(05.12.18)
sean penn hakkında fazla bilgi sahibi olmadan çıkarımlarda bulunmuşsun
0
freebird5406_2
(05.12.18)
e 2 ay olmus iste? ne yapsin 6 sene sonra mi gelsin?
0
ezeriko
(05.12.18)
Bu adam El Chapo ile de röportaj yapmıştı, hatta sonrasında bu röportajın adamın yakayı ele vermesinde etkisi olduğu söylendi.

t24.com.tr

Ayrıca yapımcı/yönetmen kişiliği de var gayet, ben şaşırmadım.

www.imdb.com
0
chicha
(05.12.18)
@chicha Nevzat Aydın, Al Pacino ve Robert De Niro ile yemek yediklerinde Sean Peen'in de senaryo ile yanlarına geldiğini söylemişti. Oyunculuk kariyerinin yanında kayda değer bir yönetmenlik kariyeri olmadığı için "daha çok" ifadesini kullandım.
0
🌸levent bilgen
(05.12.18)
Yanlış hatırlamıyorsam Penn Irak savaşında abd'nin yoğun propagandasına karşın Irak'a gelip bombalanacak yerlerdeki/tesisteki insanlarla görüşme de yapmıştı zamanında. Simdi açıp okumadım ama bu konuda aklımda sicili olumlu kalmış bir insandır Sean Penn.
0
o ben degilim
(05.12.18)
(8)

Şeyma Subaşı, Feminizm ve Toplumsal İkiyüzlülükler

levent bilgen
Öncelikle Şeyma Subaşı'na da kendisini sevenlere de takip edenlere de bir garezim yok. Samimiyetle anlamaya çalışıyorum:1) Kadınların son yıllarda sıklıkla dile getirdikleri ekonomik özgürlükleri ve kadının toplum içindeki konumuyla ilgili söylemlerine taban tabana zıt, çok kötü bir örnek olmasına r
Öncelikle Şeyma Subaşı'na da kendisini sevenlere de takip edenlere de bir garezim yok. Samimiyetle anlamaya çalışıyorum:

1) Kadınların son yıllarda sıklıkla dile getirdikleri ekonomik özgürlükleri ve kadının toplum içindeki konumuyla ilgili söylemlerine taban tabana zıt, çok kötü bir örnek olmasına rağmen kendini kadınlar nezdinde nasıl bu denli popülarize edebiliyor?

2) En sıradan bir ilişkide bile Şeyma Subaşı'na göre çok komik ve küçük sayılabilecek şeyleri aldatma addetip, aldatanı tefe koyan, terk eden, ötekileştiren, sonrasında travmatik bir psikolojik süreç yaşayan, aldatana karşı müthiş bir nefret ve düşmanlık besleyen kadınların bırakın ilişkiyi; evli bir erkeği, evli olduğunu bile bile şu anki noktaya getiren birine bu derece ilgi göstermesi ve tüm bunların toplum tarafından kabul görmesi büyük bir ikiyüzlülük değil mi?

Bakın muhafazakar ya da laik bir hassasiyetten bahsetmiyorum. Aldatmanın, terk etmenin, boşanmanın, kadının gururunu ve onurunu incitmenin böyle kavramlara hapsedilip anlamlanabileceğini düşünmüyorum.Feminizmi en holiganca savunan kadınların bile ilgisine mazhar olabiliyor. Bu korkunç bir çelişki değil mi?

3) Gerçekten samimiyetle soruyorum. Nesi ilginç geliyor? Amerika avamlarının gittiği 3. sınıf saçma sapan festivaller mi? Yüzüne gözüne sürdüğü yaldızlı pullar mı? Güzellik göreceli bir kavram olsa bile kendisinden kat be kat zarif ve çok daha güzel popüler kadınlar varken ortalama sayılabilecek güzelliği mi? Teşhirci ve son derece "kitsch" giyim tarzı mı?

4) Her tarafından kültürsüzlük ve görgüden yoksunluk akarken tamı tamına 3 milyon kişide kendini takip edecek motivasyonu nasıl uyandırabiliyor? Tek sebebi toplumsal kültürümüzle içkin dedikodu ve magazin kültürü mü?

5) Azalarak biter mi? Yoksa bu, kendisini popülarize eden yaygın vasatlığa rağmen çok mu iyi niyetli bir beklenti?
0
levent bilgen
(30.11.18)
1- Kadınların dile getirdikleri demişsiniz ama maalesef kadınların küçük bir kısmı böyle düşünüyor ne kadar yaygın sansak da. Ataerkil aile yapısı ülkemizde 5-10 kat daha yaygın halen. Haliyle popüler olması bu söylemle çelişmiyor bence. Holigan feministler bile ilgi gösteriyorsa bu onların sıkıntısı, zaten holigan olmak bile saçma bir konsept.

Çok bildiğim bir konu değil ama sanırım bu kadar sevilmesinin sebebi Külkedisi hikayesi kahramanı olması. Hiçbir şey iken kraliçe oldu, millet de kendi hikayesinin böyle olması hayaliyle tapıyor. Toplumsal ikiyüzlülüğümüzü her konuda gösteriyoruz zaten, bu da ondan farklı değil.

4- Biri gider biri gelir.
0
whoosie
(30.11.18)
1) Bilmiyorum. Benim de cok samimi oldugum bazi arkadaslarim bu kadini instagram'dan takip ediyorlar. Anlam veremiyorum.
2) Türk toplumu zaten asiri ikiyüzlü olmustur hep. Bu sadece bir örnegi.
3) Zerre ilginc gelmiyor. Gittigi yerlerin hepsine özel jet olmadan tarifeli ucakla gidebilecek ekonomik özgürlüge sahibim. 1 gram bile anlam veremiyorum bu kadinin yasadigi mantiga.
4) Kerameti kendinden menkul ünlülerden biri sadece. Sirf ünlü oldugu icin bu kadar popüler.
5) Umarim. Ama aklimdan gecen sey bundan sonra da yeni ünlü sevgilileriyle gündemde kalacagi yönünde.

Benim de eski sevgilimden soguma konusunda bir basamak olmustu bu kadin. Cocuk Acun'dan takdirle bahsederken bu kadindan da bahsetmisti. "Cok iyi etti valla. Cocuk da yapti adamdan. Simdi artik gezer durur!" diye. :O
0
chitosan
(30.11.18)
Kadınlar ekonomik özgürlükten, toplum içindeki yerinden dem vururken nasıl bu kadını takip ediyorlar diyosun, Türkiye’de bilinçli insan oranı bak kadın demiyorum insan oranı yüzde 1 falan. Cahilleri zaten saymıyorum okumuşu da ayrı cahil. Bir doktor kadın arkadaşım tıp okumanın en iyi yanı doktor koca bulmak demişti mesela. Ülkedeki durum bu yani. Ne yazık ki genç kızlarımızın da çoğu metres olmak pahasına zengin erkeklerle böyle bir hayat yaşamak için her şeyi yapar. Milyonların hayalini gerçekleştirmiş bu kadın da ilgi çekiyor haliyle.
Benim asıl gıcık olduğum noktalardan biri de Şeyma düşmanlığı ama acuna laf söylenmemesi. Adam da en az kadın kadar karaktersiz hem de sadece özel hayatı konusunda değil. Ama nefret eden de şeymadan ediyo sadece. Bu da erkeklerin de hayalinin zengin olup karı kızla takılmak olduğunu gösteriyor herhalde. Zaten dikkat edersen ne kadar kadınlar zenginliğe bakar sadece diyen erkek varsa hepsinin baktıkları böyle paraya gelecek kadınlar. Yarın olur da zengin olurlarsa şeymalarla takılmak istiyolar. Yani sözün özü acun da Şeyma da ne yazık ki Türk toplumunun hayalini yaşıyor. Bunun aksini düşünen insan sayısı zannettiğinizden de az.
0
pastörizesüt
(30.11.18)
eksisozluk.com

Takip edenler genelde orta sinif alti, soruna cevap olmustur biraz.
0
acemi
(30.11.18)
İlk kez @pastörüzesüt'e katılıyorum. Kendisini tebrik ediyorum.
0
datnet
(30.11.18)
ilk defa şeyma subaşı'nı savunacağım, inanamıyorum kendime. açlığınız başlık ve sorduğunuz sorulardan yanlılık akıyor. eleştirmeye çalıştığınız şeyin tam içindesiniz, üstelik bundan haberiniz yok.

acun ılıcalı ve şeyma subaşı boşandığı günden beri kadına "yuva yıkanın yuvası olmaz" yazanlarla doldu ortalık. yahu, en başta evli olan adam acun ılıcalı değil mi? karısını aldatan, karısına karşı sorumluluğu olan taraf da acun, ee o zaman şeyma subaşı nasıl yuva yıkan taraf olmakla suçlanabiliyor? acun'un aklı fikri yok mu, kadın ona büyü mü yaptı da yuvasını yıktı? hayır.

şeyma subaşı'nın "boşanıyorlar:)))" diye yüzüklü fotoğraf paylaşması gibi yaptığı her şey çiğlik örneği.

1) bir şeyin popüler olması, onun sevildiği anlamına gelmez. trump'ı milyonlarca insan takip ediyor, kaç kişi seviyor? takipçi sayısının bir anlamı yok.

2) zengin ve ünlü olduğun müddetçe her kapının yolu açılır. yeşilçam dönemlerinde herkes dost hayatı yaşıyordu. türkan şoray'dan fatma girik'e kadar. para ve ünün borusu her dönemde öter. paran yoktur, popüler değilsindir, sana ev bile vermezler bekarsın diye. cinsiyetten bağımsız bir ikiyüzlülük bu.

3) kadın kötü giyinmiyor, siz modadan anlamıyorsunuz.
0
nice tnetennba
(30.11.18)
@nice tnetennba

Ben Acun sütten çıkmış ak kaşık demedim. Konunun öznesi Şeyma Subaşı olduğu için onun üzerinden ilerledim. Çünkü 3 yıl önce kimsenin tanımadığı biri, hiçbir somut vasfı ve yeteneği olmadan şu an tüm ülkede ilgilenmeseniz bile sürekli maruz kaldığınız, peşine 3 milyon insanı takmış bir popüler kültür ikonuna dönüştü.

Moda mı? Etimolojik kökü Fransızcadaki “mode” kelimesinden geliyor: “Güncel” olan usül ve davranış biçimi. Yani bir çeşit güncel olana ayak uydurma.

İyi giyinmek “modaya uygun giyinmek” değildir. Türkiye’de ve dünyada öyle şık ve iyi giyinen kadınlar var ki; bakmaya doyamazsınız. Onların estetik ve zarafet ölçeği yanında Şeyma Subaşı çuval skalasına bile yaklaşamaz. Şık giyinmenin de estetik duygu, kültür ve görgüyle ilgisi var. Modayla değil.
0
🌸levent bilgen
(30.11.18)
Mesela joker karakterini seven çoktur, ama yan komşusu olsa kimse katlanmak istemez. Bu da öyle. Sozkonusu olan bir film karakteri değil, ama bir film karakterini izledigiyle aynı mesafeden izliyor onu insanlar.
0
dafaisss
(30.11.18)
(3)

dinlerin doğduğu çağa bir şey deniyordu neyi?

Sour
circle diyesim geliyor değil, common diyesim geliyor değil. ibrahimi dinler değil de hint dinlerini filan da kapsıyordu. neydi onun adı ya. bir şey age ama ne age.
circle diyesim geliyor değil, common diyesim geliyor değil. ibrahimi dinler değil de hint dinlerini filan da kapsıyordu. neydi onun adı ya. bir şey age ama ne age.
0
Sour
(27.11.18)
Bir anektod: Tarih boyunca dinsiz hiçbir toplum olmadı.
0
levent bilgen
(27.11.18)
axial age?
0
kablelvuku
(27.11.18)
pardon: axial age imiş :)

common era da değil aslında ya. buddha'nın da içerisinde olduğu bir dönemdi.
0
🌸Sour
(27.11.18)
(19)

büyüye inanıyormusunuz varmı birebir yakınınızda yaşayan biri birileri?

lcdy3
sb.çok merak ediyorum varsa eğer buyrunuz sohbete
sb.


çok merak ediyorum varsa eğer buyrunuz sohbete
0
lcdy3
(17.11.18)
aslında sorduğum şey birebir tecrübe etmiş biri var mı yoksa bütün herşey rivayet ve abartma mı?
0
🌸lcdy3
(17.11.18)
Baskan buyu degil de soyle birsey anlatabilirim. Ben buyu filan inanmam. Ama cocuktum. Iste misafirlikteyiz koca karilar filan var. evden ciktik taksiye bindik. Basim catliyor. 20 yil gecti neredeyse o bas agrisini unutamam. Anam dedi bu cocuk nazarlandi. Bi komsuyu cagirdi. Adam hoca. Bu arada kardesim de basinin agridigini iddia ediyordu takside. Adam odaya girdi aninda bu cocuk numara yapiyor dedi kardesim icin. Beni okudu ufledi harbiden gecti. Hala anlamam mesele nedir.
0
allah yazdiysa bozsun
(17.11.18)
annem, dayım bizim eve gelmesin diye bi hocaya okuyup üfletti. gelip olay çıkarıp gidiyodu. hatta o hocaya, acaba karısı mı büyü yaptırdı da böyle oldu falan demişlerdi. ama biz şizofreniden şüpheleniyoruz.

teyzemin oğlu çok berbat. teyzem bi hocaya gidiyo, hoca demiş ki senin çocuk haram yemiş. kolay düzelmez. okutuyolar falan.

bir arkadaşım vardı liseden hoca hoca geziyodu bana büyü yaptılar diye, buna takık bi çocuk vardı evlenmek istiyodu, o yaptırmış diye anlatıyordu. teyzemin gittiği hocaya gittik beraber, adam direkt olarak söylemişti.
0
durgunfoton
(17.11.18)
İnanmıyorum, yok. Hepsi rivayet ve abartma. O yüzden hep tanıdığın birinin tanıdığı birine oluyor bu tip şeyler.
0
babilbaligi
(17.11.18)
inanmıyorum. lisede dersaneye giderken muhabbet olurdu yok domuz yağı sürmüşler yok arapça kağıt sıkıştırmışlar. hepsi boş muhabbet hocam. bir de neden sadece bizim ülkede böyle bir muhabbet var? elin amerikalısı, avrupalası neden "büyü mü yaptılar lan acaba?!" diye düşünmüyor ? asdafasdfg
0
MtKrt
(17.11.18)
Bana göre falla aynı şey.
Eğer yapıldığına/doğruluğuna inandırıldıysan farkında olmadan çevreni ve kendini öyle bir yönlendiriyorsun ki en sonunda gerçekten iyi/kötü şeyler oluyor.

Yıllardır çevremizde dönen muhabbetlerdendir lakin yukarıdaki arkadaşın dediği gibi sürekli tanıdığın tanıdığına olur birebir yaşanan örnek pek yoktur.
0
mutekebbir
(17.11.18)
Nazar, buyu vs. Bir ton olay anlatsam da hep bir suphe vardir. O yuzden neye inanirsan o var.
0
tunaktunaktun
(17.11.18)
İslam dini açısından yaklaşırsak mutlaka var, olmasa yapılması/uğraşılması neden yasaklansın?

Müslüman olup da büyüye/nazara/cine inanmıyorum diyen belki de dinden bile çıkıyordur. Belki ne ya hu? Kur-an'da yazan şeye inanmıyorum diyen tabiki dinden çıkar :)

Ben şahit olduğum örnekleri yazsam kimliğim ifşa olur.
0
John Bloor
(17.11.18)
Var tabii. Üstelik sadece doğu kültürüne has bir şey de değil. Büyünün “domestik bir kocakarı muhabbeti” olduğunu düşünenler de ülkedeki seviye ve bunu konu edenlerin yaygın cehaletiyle bir çeşit yanılgıya kapılıyorlar. Hoş, bahsedenlerin çoğu da gerçekten ondan mı bahsediyor yoksa şehir efsanesi mi türetiyor belli değil.

İnsana çok gerçeküstü, irrasyonel gelse de var. Ve bu dünyada hakikaten akıl almayacak kadar kötü insanlar var. Ben yapanların nicelik olarak yine de az sayıda olduğunu düşünüyorum.

İzmirli, son derece akıllı, makul ve eğitimli bir uzaktan arkadaşımın başına da gelmişti. Çocuk şu an Fransa’ya yerleşti. Geçen yıl İzmir’de kendisini görmüştüm. Uzun uzun da anlatmıştı. İnsanın “yaptığının doğru olmadığını bile bile ısrarla yapmak yönünde bir tavır geliştirdiğini ve inisiyatif alacak iradeyi yitirdiğini” anlatıyordu. İradesi manipüle edilmişti yani.

Anlatınca dünyada gerçekten böyle insanlar var mı, amaçları ne, neden böyle şeylere başvuruyorlar diye aklından geçiyor insanın ama var gerçekten de. Batı kültüründekiler de farklı değil.

Hattızatında herkesin yapabileceği, bilebileceği bir şey de değil. Eskiler böyle bilgilerin avam insanların eline geçmemesi için azami gayret gösteriyormuş zaten sosyolojik, tarihsel yanına baktığımızda.
0
levent bilgen
(17.11.18)
İnanıyorum, birebir yaşamışlığın var bu durumu hemde defalarca.
0
Boris
(17.11.18)
İnanmıyorum, yaşadığını söyleyenlere de inanmıyorum. Hepsi psikolojik sorunları olan insanlar oluyor zaten. Yakınımda yaşadığını söyleyen bir sürü insan var hem de birinci elden anlatırlar olayları. Örn yaşlı kadın dizi ağrıyor hocaya okutuyor geçiyor. Malum yaşlı ilgi çekmeyi de seven birisi. Emin olun farkında olmadan ilgi odağı olmak için büyü yapıldığını zannediyor kendine ve inanıyor buna. Bonibon veriyoruz okunmuş ilaç diye yine geçiyor ağrısı. Hep böyle şeyler. Neymiş efendim iradesi bağlanmış. Kardeşim üşengeç bir insan veya kendine hakim olamıyorsa birinin büyü yaparak iradesini bağlamış olması mı gerekiyor illa? Sorumluluk almayı kabul etmeyen insanlar için de kaçış noktası oluyor işte büyü yapıldığına inanmak. Ya saçma sapan sebepleri oluyor ya da gerçekten şizofreni derecesi ruhsal hastalıkları oluyor. Etrafımdaki aklı başındaki hiçbir insanın başına gelmiyor ne hikmetse.
0
necron
(17.11.18)
büyü, fal, dua hepsi farklı şeyler. Arkadaşlar genelde hepsini karıştırıyor.büyüyü doğrudan tecrübe etmedim, ancak inaniyorum. Tecrübe de etmek istemiyorum. Birebir yakınımda olmadi, ama eskiden yaşanan şeyler anlatılıyor bazen.
0
damla sakızlı dondurma
(17.11.18)
Var valla, ben inanıyorum. Bizzat başıma geldi.

Mutsuz, yataktan çıkacak mecalimin olmadığı bir dönem, bir gece patlama yaşadım, ağlama krizi geçirdim. Ev ahalisi geldi yanıma falan, kimse sakinleştiremiyor.

Her neyse, dediler hemen bu hafta psikiyatriste git.
Sonra ablamın bir tanıdığı varmış. Anlattı bana, "böyle böyle bir şeyler yaşamışlardı, hocaya gittiler, büyü varmış" diye. İstemedim önce, sonra ikna ettiler.

Hoca arandı falan, buluştuk. Masaya oturur oturmaz, telefonu aldı koydu masaya,ilk sorduğu şey şu oldu: "simetri takıntın var, değil mi? Şu telefon masada düz durmalı senin için" diye. İlk şoku yaşadım. (Bu arada hocayı gözümün önünde aradılar, kimse önceden hakkında bilgi vermedi adama )

Ardından hakkımda bir sürü şey söyledi ve nokta atışı şekilde doğru tahmin etti.
Ve dedi ki "sende büyü var. Bu şekilde devam ederse intihar da edersin. Bir kadın sana büyü yapmış. Esmer, isminde s harfi olan" falan filan diye bahsetti. "Bu gece kaldıracağım büyüyü" dedi.

Bizden para da almadı bu arada. Sadece muskaların yapımı için gerekli malzemeler varmış, onlar için para aldı. Ve ondan sonraki süreçte gerçekten de iyi hissetmeye başladım. Ağlama krizlerim olmadı bir daha.

Özetle başıma geldiği için ben inanıyorum.
0
bir fincan kahve ile film izlemek
(17.11.18)
benim dedem kuzu gibi bir adammış gençliğinde. evliyken de hala bununla uğraşan kadınlar varmış. sonra dedem çok sinirli bir insan olmuş, o sırada babaannem de hamileymiş, oda doğum yaparken ölmüş. sonra dedemlerinin yatağında muskalar bulunmuş. hep büyü yapıldı derle. ben de inanıyorum şahsen. kötü enerji her şekilde çıkar bir yerden ister büyü de ister başka bişey.
0
ruh i tibbiye
(17.11.18)
bulunduğum şehirden yaklaşık 1000m km uzaktaki artvinin 6 ay yolları kapalı olan, şebeke suyu bile olmayıp çeşmeden su taşınan bir köyüne gittik. yaşlı bir köylü amca geldi hoş gelmişsiniz diye. adamla biraz havdan sudan muhabbet ettik. sonra adam senin baba tarafında evlenememiş 3 kız kardeş var dedi (doğru). bunlara büyü yapmışlar, yazık etmişler bunlara dedi(bu 3 kız kardeş türkiyenin ilk öğretmenlerinden oluyor). evleri sizinkiyle bitişik dimi dedi(doğru, eskiden konak gibi evi ikiye bölmüşler ortadan. ayrı giriş kapıları açmışlar. 1 evi 2 ev yapmışlar. neyse). iş işten geçmiş ama onların çatısında tavuk yumurtuları var, onları alıp usulünce yok edin, orda kalmasınlar dedi. (bu adam zamanında bana birileri görünüyor deyince tımarhaneye yatırmışlar. aslında yatırma sebepleri de adamın hasta olması değil, adamın söylediklerinden ve söylediklerinin gerçek olduğunu görmelerinden korkamalarıymış. yıllarca tımarhanede kalmış, diye köy muhtarı anlattı daha sonra. sonunda adam artık kimseyi görmüyorum demiş de öyle salıvermişler. dedeye peki gerçekten görmüyor musun artık diye sorduk, adam gülerek senelerce doğruyu söyledim bana deli dediler. yalan söyleyince bir anda akıllanıverdim, beni serbest bıraktılar dedi, başka bi şey demedi)

neyse ordan ayrılıp memlekete dönünce adamın dediği yerde 3 tane tavuk yumurtası bulduk. bir çatlak bile yoktu üzerinde. yumurtaları kırınca içinde metrelerce uzunluğunda arapça yazılı şeyler bulduk. başka bir hocanın tavsiyesiyle usulünce onları imha ettik.

şimdi bunu başkası masalmış gibi dinliyor ama birebir ben yaşayınca iş öyle kolay değil.

bu durumda inanmayanlar için ya ben yalancıyım, ya troll'üm, ya psikolojik rahatsızlığım var. ancak doğruyu söylüyorum. işim var çok detaylı yazamıyorum şimdi
0
yemrem
(17.11.18)
inananla selamı sabahı keserim. salaklığa da salak yerine konmaya da tahammülüm yok.
0
zgrydn
(17.11.18)
evet, yaşayan yakınım da var.
0
ya ben lan neyse
(17.11.18)
Tabii inaniyorum.

wingardium leviosa
Expecto patronum
Avada Kedavra

falan gayet etkili buyuler.

Gozlerimle gordum sahsen.

Sinemada.
0
AlsterWasser
(17.11.18)
Ay ben gülerim.
zgrydn+1.
0
pike
(17.11.18)
(13)

Neden son 40 yılda Orhan Pamuk, Tanpınar ya da Yaşar Kemal ölçeğinde...

levent bilgen
Bir romancı çıkmadı ülkemizde? Sizce bu durumun sebebi ya da sebepleri nedir?
Bir romancı çıkmadı ülkemizde? Sizce bu durumun sebebi ya da sebepleri nedir?
0
levent bilgen
(16.11.18)
Orhan pamuk 40yil once mi cikti?
0
fasulyek
(16.11.18)
Çok fazla Türkçe okumamakla birlikte aklıma ilk gelen ornek Hasan Ali Toptaş. Bence o ayarda bir yazar.
0
rahip janick
(16.11.18)
Romanin modasi gecti. Sonucta 100 yillik bir gecmisi var, azalarak tukendi.
0
acemi
(16.11.18)
kim demiş çıkmadı diye, İhsan Oktay Anar var bence şu an yaşayan en iyi Türk yazar. Tahsin Yücel de saydığın yazarlar kadar güçlüdür. Ayrıca Orhan Pamuk hakkında yorum yapmasam da adam 20-30 yıldır piyasada zaten.
0
gezegen olan pluton
(16.11.18)
Esasında son 40 yılda çıkan romancılar var ama dünya genelinde böyle, mesela son 40 yılda bi Dostoyevski de çıkmıyor, iletişim daha farklı bir noktaya kaydı. Bundan 50 sene önce bi şairin yeni bi şiiri bi dergide yayınlandığında yer yerinden oynarmış mesela onun üstüne incelemeler tartışmalar vs olurmuş, o zaman bu işin başka bir yolu yokmuş, şimdi o noktanın çok ötesindeyiz. Fahrenheit 451'in yeni çevrimini izledin mi bilmiyorum, normalde kitapta itfaiyeciler kitapları yakarken filmde harddiskleri parçalıyorlardı, öyle düşün.
0
angelus
(16.11.18)
@fasulyek 23 yaşında yazarlığa başladı. O da 1975 yılına tekabül ediyor.
0
🌸levent bilgen
(16.11.18)
orhan pamuk kim kardeş bu adamların yanında? bitti romanın devri.
0
ya ben lan neyse
(16.11.18)
Cagin degisimiyle alakasi vardir da bu "roman bitti abi" diyen arkadaslar neye dayanarak bunu soyluyorlar anlamadim dogrusu.
0
dougsampson
(16.11.18)
Yaşar Kemal de Orhan Pamuk da eski yazarlar değil ki. Gayrt güncel yazarlar. Bunun dışında İhsan Oktay Anar var. Romanın azalarak bittiğini söyleyen de zaten kitap okumayan kesim. Instagram ya da Facebook mu bitirdi roman devrini?
0
cemallamec
(16.11.18)
Yazilabilecek her sey bittigi icin roman bitti.

Adana'da cakirdikenliklerin arasindan agaya isyan edip daga cikan bir koylunun hikayesi kimsenin ilgisini cekmez. 1950lerde cekiyordu. Ben de 13 yasinda okuyunca 2 gunde bitirmistim.
Su an o yasta bir cocuk okusa guler gecer.

Ihsan oktay anar gibiler cikarsa devam eder, o da zaten roman yazarindan cok bilim adami felsefeci.

klasik hikaye olayi bitti zaten. Koskoca holivud bile donup donup ayni filmleri cekiyor. Bir kahramanin basina biseyler gelmesinin her kombinasyonu yazildi.
0
acemi
(17.11.18)
Tanpınar ve Yasar Kemal ile Pamuk’u ayni cümlede gecirmesek lütfen?
0
fever
(17.11.18)
@cemallamec: sinema yaygınlaştıkça roman da bitti.
0
ya ben lan neyse
(17.11.18)
romanın bittiği falan tabii ki yok. edebiyatın tüketiliş biçimi değişti yalnızca. bahsettiğin isimlerde büyük edebiyatçılar oldukları gibi, yazdıkları dönem edebiyatın tüketiliş biçimine de uygun içerik(roman) üretiyorlardı. dijitalleşen dünyayla birlikte edebiyat adına da bir geçiş dönemi yaşıyoruz. misalen artık mektup yazma duygusu üzerine içerik üretemezsin, sahte olur. o yüzden saydığın isimlerin benzerleri de çıkmaz. şimdi ki yeraltı edebiyatçıları bir zaman sonra büyük edebiyatçı olarak lanse olacak ve bu sorunun benzeri gelecekte bir gün, türkiye'de neden hakan günday, emrah serbes gibi yazarlar çıkmıyor olarak birileri tarafından sorulacak. şuan kulağa komik geliyor evet.
0
fucking machine in my head
(17.11.18)
(9)

Her allahin gunu girip vakit harcadiginiz online platformlar

stavro
Hangileri ve gunde ya da haftada ne kadar zaman harcıyorsunuz tshmini?Duyuru, eksisozluk, face vs.
Hangileri ve gunde ya da haftada ne kadar zaman harcıyorsunuz tshmini?
Duyuru, eksisozluk, face vs.
0
stavro
(14.11.18)
BuzzFeed en cok zamanimi aliyor.
0
Traveller
(14.11.18)
duyuru,
sözlük,
purosever forum, whatsapp grubu
instagram
0
oligomer
(14.11.18)
Eskiden duyuru idi.
Gün itibariyle son vereceğim.
Sahibinden de ev bakıyorum
Sözlük okuyorum
Spotify da müzik keşfine çıktığım oluyor
0
zxcd
(14.11.18)
duyuru ve sözlüğü gün boyu takip ediyorum.
twittera arada girip haberleri okuyorum.
instagrama belki günde bir kere girip bakıyorum.
0
cay koy geliyorum
(14.11.18)
facebook,duyuru,youtube günde 2-3 saat
0
basond
(14.11.18)
Goy goy icin duyuru ve reddit.
0
superfluid
(14.11.18)
spotify ve instagram. spotide buldugum muzikleri dinliyorum bi yandan instagram kesfette dolasiyorum saatlerce meh bos insanim
0
aydonno
(14.11.18)
Twitter ve Spotify.
0
levent bilgen
(14.11.18)
ekşi sözlük
ekşi duyuru
reddit
hfboards
flashscore
havaforum (sonbahar-kış sürecinde 4 ay kadar hemen hemen her gün, yazın nadiren)

tahmini zaman için bir şey diyemem. yeri geliyor tamamen boşsam 6 saat reddit, 1 saat duyuru, 1 saat ekşi oluyor. yerig eliyor 15 dakika ekşi, 5 dakika duyuru, 20 dakika reddit vs.

genel olarak sırayla en çok reddit-duyuru-havaforum-hfboards-ekşi diyebilirim ama. flashscore'u dahil etmiyorum çünkü bilgisayarım açıksa o da her zaman açıktır bir köşede.
0
der meister
(14.11.18)
(5)

aranızda hayatında hiç kıskanıldığını düşünmemiş biri var mı?

Bruce
soru basit, bu soruya evet cevabı verecek olanlar "hayatımda kimsenin beni kıskandığını düşünmedim" diyenler olmalı.nispeten başarılı bir insan profiline sahip biri olarak(okul, iş, sosyal hayat vs.) hayatım boyunca kimsenin beni kıskandığını düşünmedim. ne biri bana hasetle ve düşmanca yaklaştı ne
soru basit, bu soruya evet cevabı verecek olanlar "hayatımda kimsenin beni kıskandığını düşünmedim" diyenler olmalı.

nispeten başarılı bir insan profiline sahip biri olarak(okul, iş, sosyal hayat vs.) hayatım boyunca kimsenin beni kıskandığını düşünmedim. ne biri bana hasetle ve düşmanca yaklaştı ne de birilerinin arkamdan konuştuğunu duydum. içten içe kıskanıp bunu çaktırmamaya çalışana da rastlamadım, kuyumu kazana da. düşününce kıskanılacak bir yönüm yok çünkü, bir insanın beni kıskanmak için bir sebebi olmaz eğer ruh hastası değilse. ben mi "şanslı" kesimdenim yoksa sizi de kıskanan olmadı mı?

bir yandan kıskanç insanların etrafta olduğunu biliyorum, birilerini kıskanan insanlar gördüm çünkü. öte yandan bir insanın "x beni kıskanıyor" demesini biraz kibirli buluyorum. aslında tam kibir de değil, kendini fazla önemsemiş diyebiliriz.
bu açıdan bakınca bir eşitlik olması lazım, birileri kıskanıyorken birilerinin de kıskanılıyor olması lazım. e peki kıskanılıyorum diyeni "biraz şey" buluyorsak nasıl çıkıcaz bu işin içinden?
ben çıkamıyorum, kendimle çelişiyorum hatta sanırım. belki netleşirim diye fikirlerinizi merak ettim, teşekkürler...
0
Bruce
(13.11.18)
Ben.

Hatta şu son zamanlarda sosyal medya sebebiyle çok gündeme gelen "haters gonna hate" olayını da anlamakta çok zorlanıyorum. Geçen gün bir tweet/fotoğraf ne oluyorsa artık, ondan gördüm; biri şey yazmıştı "'haters' insanları anlamıyorum, makyajımı kıskanıyorsan sana da öğreteyim yapmasını. giysimi kıskanıyorsan nereden aldığımı sor. başarılarımı kıskanıyorsan gözlemle. neden birbirimizi yere çekiyoruz?" özetinde bir şeyler. "Allah allah, biri neden başkasının kendisinin makyajını kıskandığını düşünür acaba?" diye düşünmüştüm ben de.

Tabii ki, otuzbeş senelik hayatımda bana kötü davranan insanlar oldu ama sebebinin kıskançlık olduğunu düşünmedim hiç.
0
sopiro
(13.11.18)
ben kıskanılmayı bırak sevilmedim bile.
sen sevilmemek ne demek bilirmisin abidin ?
0
bana her yer cehennem
(13.11.18)
Ben de biraz önce kıskanılmayla ilgili soruyu okuyunca "Acaba beni kıskanan biri olmuş mudur?" diye şöyle bir düşündüm. Belki benimle ilgili bir şeylere bakıp "Bende de olsa" diyen biri olmuş olabilir, varsa da bundan haberim yok, ama bir insanın benim sahip olduğum ama onda olmayan bir şeyden kaynaklandığı belirgin olan kötü tavrını ya da düşmanlığını da doğrudan ya da dolaylı olarak hiç hissetmedim. Kıskanan varsa da bana yansıtamamıştır. Yansıttıysa da ben anlamamışımdır. Ben anlamadıysam o halde zaten benim için beni kıskanan biri yoktur. Başkaları da eğer kıskanıldığımı biliyorduysa bana söyleseydi. Artık sayılmaz...
0
i ve been mistreated
(13.11.18)
İnsanoğlu tamamen kendinde eksik olanı tamamlamak üzerine kurgulanmış bir varlık. Bu tanımın tezahür ettiği "imrenme, özenme, gıpta etme, kıskanma" gibi farklı yoğunlukta da olsa aynı duygudan referans alan onlarca duygu var. Kıskanılmak için bir başkasından bir "fazlanız" olması gerekmez. Bu insan doğasının en derinlerinde var olan bir zaaf. Sende eksik olan her neyse dünyayı o şekilde okursun, algılarsın.

Soruyu şöyle revize etmek lazım: Hayatın boyunca sahip olduğun, başardığın, elde ettiğin her şeye senin dışındaki tüm insanların mutlak bir içtenlikle ve tüm kalbiyle tıpkı senin gibi sevindiğini mi düşünüyorsun?

Dünya böyle bir yer mi? Ya da işte, okulda, aile ve yakın çevrende lirik romanlardan fırlamış müthiş ahlaklı ve insan olmanın erdemine her anlamıyla vakıf yüzlercesi mi var? Öyleyse geriye kalan 6 milyarı da aynı kefeye mi koyuyorsun?

Sorun çelişkiler barındırıyor! Az önceki duyuruda(ordan ilham aldığını belirttiğin için" kastetteğim şey "çekememezlik" bir anlamda. Ayrıca da evet, ben kendimi çok önemsiyorum senin değerler sistemin bu şekildeyse! Ya da eşiklerimiz çok farklı!
0
levent bilgen
(13.11.18)
Bana bakip haline sukredenler var.
0
acemi
(13.11.18)
(6)

eskiden reklam sektörü hiç yaratıcı değil miydi?

mayeskuel
ne bileyim yeni reklam, afiş, tasarımlar daha yaratıcı geliyor. eski reklam afişlere bakıyorum. arko dedemizin markası gibi şeyler. katılıyor musunuz? öyleyse sebeplerini konuşalım.
ne bileyim yeni reklam, afiş, tasarımlar daha yaratıcı geliyor. eski reklam afişlere bakıyorum. arko dedemizin markası gibi şeyler. katılıyor musunuz? öyleyse sebeplerini konuşalım.
0
mayeskuel
(11.11.18)
her dönemi kendi içinde değerlendirmek lazım. o zamanki müşteri kitlesiyle bugünkü kitle aynı değil. o yüzden katılmıyorum.
0
brakgn
(11.11.18)
Daha anlaşılır şeyler yazsanız keşke.

Eskiler dediğiniz şey adı üstünde eski işte. Tv'de kuponla telefon verilen zamanlar. Zamanın ruhuna uygun şeyler işte.

Umarım doğru anlamışımdır sorunsalı...
0
zxcd
(11.11.18)
eski reklamlar bence daha samimi. şu anki reklamların ne kadarı yaratıcı ? pop şarkılarının sözlerini marka/model için saçma şekilde değiştirip reklam diye iteliyorlar.
0
MtKrt
(11.11.18)
eski reklamlar çok daha yaratıcıydı. nasıl ki eski filmlerin konuları daha orjinal ise, eski reklamlar da öyleydi. şimdi filmler ve reklamlar insan davranışlarını robot gibi analiz edip ona göre aşı veren şeyler gibi.

örneğin eski imar bankası(bilardo temalı) garanti bankası(internet temalı, haluk bilginerin oynadığı), fanatik gazetesi (doğuştan fanatik) pek çok örnek var
0
dafuq
(11.11.18)
Ben yeni reklamların çoğunu başarısız buluyorum. İnsanları analiz edip ona göre ilgi çekici şeyler bulmaya çalışıyorlar ama sonucunda saçmalamış oluyorlar. Bunun reklam ajanslarında çalışan yetersiz stajyerler ve işsiz kalıp üç kuruşa ajanslarda çalışanlar vs ile de ilgisi vardır muhtemelen. Örn. kampanyaları kaçırmamak için bizim uygulamayı kullanın kafasında bir reklam vardı. Futbolcu koymuşlar gol kaçırıyor birisi otobüsü kaçırıyor sonra da x uygulamasıyla hayatı kaçırmayın diyorlar. Belki üzerinde çok düşünmeyenler için garip durmayabilir ama ben bunun gibi her reklamda "ne alaka?" diyip duruyorum. Bir şeyler yapıp seyirciye ulaşmaya çalışıyorlar işte ama saçmalıyorlar gibi geliyor bana.
0
necron
(11.11.18)
@dafuq ve @necron +1
0
levent bilgen
(11.11.18)
(7)

1990 sonrası çekilmiş en iyi filmler

levent bilgen
Hangileri?
Hangileri?
0
levent bilgen
(10.11.18)
2015e kadar: www.listchallenges.com

inceledim, güzel liste.
0
xiii
(10.11.18)
bunu burda saymak çok zahmetli. xii nin linki güzel.
0
ya ben lan neyse
(10.11.18)
ya ben lan neyse
(10.11.18)
@ya ben lan neyse

Ben listeleri değil, insanların ayrı ayrı şahıs olarak, subjektif tercihlerini soruyorum zaten. Ortalıkta listeden bol bir şey yok.
0
🌸levent bilgen
(10.11.18)
boyhood
0
freebird5406_2
(10.11.18)
schindler's list
forrest gump
leın
jurassic park
pianist
the green mile
hearts in atlantis
the others

benim izledigim ve aklima gelenler bunlar

ek
you've got mail
0
exlibris
(10.11.18)
valla en azindan tur deseniz, ona gore sikistirilabilir, fakat kendi jargonunu yaratmis filmler var, misal matrix serisi, home alone serisi, american pie serisi, bunlar cok populer, kitap uyarlamasi seriler var, lotr, harry potter vs valla yaz yaz bitmez.

bir de bagimsiz denemeyecek ama daha kenarda kosede kalmis filmler var, sadece woody allen filmografisi tek bir film saysan yani, onlara bir bakmak lazim, match point guzel bir ornek, yine tamamen farkli ama benzer bir his yaratan atonement var. bunlar hep boyle insanliktan nefret ettiren falan filmler. agora vardi mesela, film cok guzel cok etkileyici ama insanliktan umudun kalmiyor yani izlediikten sonra.

bir de komedyenlerin filmleri var, light komediler, steve carell'den 40 year old virgin, adam sandler in filmleri hemen hemen hepsi ayni sekilde oldugu icin cok ayirmaya gerek yok, bir tanesini zeyret begenirsen baskalarini da izlersin, ayni sekilde ben stiller var, fockers serisi eglenceli.

yani yaz yaz bitmez, daha turk sinemasi, avrupa sinemasi, iran sinemasi, ingiliz sinemasi falan var.
0
mavicorap
(10.11.18)
(23)

otobüste yaşlılara

douglas
yer veriyor musunuz?
yer veriyor musunuz?
0
douglas
(04.11.18)
yaşlıya göre ama genelde veriyorum
0
basond
(04.11.18)
evet
0
clones
(04.11.18)
evet.
0
tabirimekruh
(04.11.18)
Kimseye vermiyorum.
0
veritaslibertas
(04.11.18)
Genelde

edit: çünkü insanlar biraz ağır işlerde çalışıyo sanırım. ayakta dururken şekilden şekle giriyolar. genelde de kadınlara veririm. erkekler dursun ayakta.

yaşlıdan kastım 40 yaş üstü. 60 yaş üstü bi kadına zaten sorgusuz sualsiz yer veririm. o ayaktayken ben oturamam.
0
Delay Fuze
(04.11.18)
veriyorum
0
rakicandir
(04.11.18)
yaşlılara, çocuklu kişilere, duruma göre kadınlara yer veririm. verilmesi de gerekir.
0
bazenuyur
(04.11.18)
Yer verecek durumum olmuyor oturamiyorum hic. Korugu kaparsam seviniyorum.

Gerci toplu tasimayi da biraktim.
0
acemi
(04.11.18)
Hayır.
0
adwokat
(04.11.18)
Evet:(
0
her giriste sifresini unutan adam
(04.11.18)
%99 vermiyorum. doğum tarihi bir insanın bir insana yer vermesi için gerek ve yeter sebep değildir, olamaz da. özellikle öğrencilere bu konuda yapılan baskılardan resmen utanıyorum. geri gelsin diye o kadar uğraşılan andımızda "küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak" diye bir laf var ya hani, işte o lafı işine geldiği gibi unutan ve/veya "yanlış anlayan" güruhtur bu "ToPlU tAşImAdA yAşLıYa YeR vErİn KaRdEşİm" tayfası. o "telefonunda oynamaktan başka hiçbir halt yemeyen" gençlerden çok daha boş yetişkinler koltuklarda götünü büyütüyor, gençler okuldan dönerken sıkış tıkış otobüste oturmak istedi diye it muamelesi görüyor.

yerini vermek isteyen versin. benim verdiğim %1 gerçekten sağlık sorunu olduğu belli olan biri taşıttaysa ve o pek babayiğit vatandaşlarımızdan hiçbiri yer vermeye tenezzül etmiyorsa gerçekleşiyor. yani yaştan çok kişinin o anki durumuyla ilgili. yasa yok ceza yok. vicdani bir özgürlük (ki din-vicdan özgürlüğü hâlâ anayasal güvencededir). "sen ilerde yaşlanınca görürsün" diyenler de daha elle tutulur bir argümanla gelsin bir zahmet.
0
xef6
(04.11.18)
Genelde evet.

Bir insanin saglik sorunu oldugunu disaridan anlayamazsiniz hep, her hasta insan topalliyarak gezmiyor; ama cogu yaslinin da saglik sorunu var, bu nedenle veririm yer. Türkiye´de cok kalabaliksa otobus maalesef yer vermem, bin tane sapik var ve cok kalabalik oldugundan sapigi tespit etmek zor.

Bir de yasliya, hastaya ya da hamileye ayirilan koltuklara oturmam.
0
buf-e kür
(04.11.18)
ayakta durmakta zorluk çekiyorsa veririm sadece. bundan bağımsız olarak, yüzünde kin dolu bir ifadeyle oturan gençlere bakıp "şunlara bak benim yerime oturmuşlar" bakışı atıyorsa isterse yerde yuvarlansın yine vermem.
0
proletarier aller lander vereinigt euch
(04.11.18)
Her zaman, kayıtsız, şartsız.
0
levent bilgen
(04.11.18)
Vermiyorum. Sürekli yer veren zaten birkaç yıla yer verilecek insan durumuna gelir. O kalabalık stres yorgunluk derken bir de yer verecem dersen erkenden çökersin.
0
empedokles
(04.11.18)
veririm.Vermeyene de iyi gözle bakmam
0
turkuaz
(04.11.18)
Elbette. Yardım etmeyi severim.
0
lafıolmaz
(04.11.18)
Hayır.

Yaşlılara yer vermek kötü bir şey değil benim de hastam var. Ama bu olay çok suistimal edildi.

Ama bir gün hastane çıkışı linç edilmiştim 50 yaş üstü tipler tarafından oturuyorum diye. Derdimi anlatmama bile izin vermediler. sonra gözlemledim olay şımarıklık derecesine ulaşmış.yer alacağım diye insanları rahatsız etme noktasına gelmiş.

bu olay çözülünceye kadar vermem(çok hasta ayakta duramayacak kadar çok yaşlı olmadığı sürece)
Yaşlılar yaşasın diye gençler ölsün kafası azalarak bitmeli bence(hoş genç de sayılmam ama)
0
crysisanthem
(04.11.18)
evet veriyorum. yer vermeyenlerin gerekcelerine saygi duyuyorum ama ben yer veriyorum.
0
Leonardo~Da~Vinci
(04.11.18)
0
datnet
(04.11.18)
asla vermiyorum. Ben tüm gün okulda yorulmuşken ve kocaman sırt çantamla duruyorken, günden dönen teyzeye, sırf toplu taşıma bedava diye bi poşet pırasa almak için toplu taşımayla 20 duraklık mesafaye giden bu sırada da gezmiş olurum diyen amcaya yer veremiycem. onun dışında kimseye vermiyorum, mutlaka veren biri çıkıyor. kimse yer vermese de vicdan azabı çekmiyorum. o kadar yorulmuşken anca oturabilyorum zaten.

Bi de zaten yer vermem de bazen yaşlılar açık açık yer istiyor. O zaman asla vermiyorum. Oturup inatlaşıyorum kalkmıycam diye. Gerçi son birkaç senedir toplu taşımaya bindiğim %90'ında kulaklık var kulağımda. Konuşuyorlarsa da "gençler çok saygısız" vs diye duymuyorum.
0
nundu
(04.11.18)
Evet
0
eksimeksi
(05.11.18)
@nundu @xef6 @proletarier aller lander vereinigt euch @ crysisanthem kesinlikle katılıyorum.

gençlerin sömürülmesine karşıyım. yer verenlerin yüzde dokasının farkında olmadan bilinçaltısal bir suçluluk duygusuyla yani toplum baskısıyla yani super ego denen yapıdan dolayı verdiği kanısındayım. her şeyi duygusallaştırıyoruz. otobüslerde yaşlılara bla bla ya yol yer verin kadar saçma bir tabelada yok. benim aklım vicdanım yok mevki babamız oraya uyarı tabelası asıyor. ülkemizde bağımsızlık duygusunun gelişmemiş olmasından kaynaklanıyor tamamen.

ben mi? elbette yer veriyorum. eğer yorgun değilsem, yeni oturmamışsam ve cidden yer verilmesi gerekiyorsa. hele birde tam kalkarken yanındaki genç hanımefendiye el işareti yaparak yer veren amcalar uyuzsunuz. (bkz: kamu malını sahiplenmek)
0
🌸douglas
(05.11.18)
(11)

Big Data yok edilebilir mi?

levent bilgen
1) Big Data bir şekilde yok edilebilir mi? 2) Rusya, Çin, Fransa, Japonya ya da bir başka dünya ülkesi bu kadar verinin Amerika’da bir merkezde toplanmasından rahatsız değil mi? Diğer ülkeler de aynı nicelikte veriye sahipler mi?3) Bilinen amaçlar(istihbarat, marketing, seçim manipülasyonları vb.) d
1) Big Data bir şekilde yok edilebilir mi?

2) Rusya, Çin, Fransa, Japonya ya da bir başka dünya ülkesi bu kadar verinin Amerika’da bir merkezde toplanmasından rahatsız değil mi? Diğer ülkeler de aynı nicelikte veriye sahipler mi?

3) Bilinen amaçlar(istihbarat, marketing, seçim manipülasyonları vb.) dışında ne gibi çalışmalar, deneyler, amaçlar için kullanılıyor olabilir?

4) Big Data’nın güvenliği ne şekilde sağlanıyor? Yedekleniyor olma ihtimali ne ölçüde gerçekle ilintili?

5) Fazla sci-fiction gelse de büyük bir savaşta bir ülkenin otonom sistemlerine, köprülerine, haberleşme araçlarına saldırılması gibi saldırılabilecek bir konumda mı?
0
levent bilgen
(16.10.18)
1- big data dediginiz sey nedir? dunyadaki tum verilerin toplandigi yere big data denmez :) bi kavram karistirmasi var sanirim.

vikipedi aciklamasiyla: Büyük veri; toplumsal medya paylaşımları, ağ günlükleri ,bloglar, fotoğraf, video, log dosyaları gibi değişik kaynaklardan toparlanan tüm verinin, anlamlı ve işlenebilir biçime dönüştürülmüş biçimine denir.

2- onlar da topluyor. cin'de facebook filan yasakli. her uygulamanin cin'li versiyonunu kullaniyorlar.

3- trump - secim - rusya seklinde aratabilirsiniz. xxx analytics rezaleti de vardi, zukenberg yargilandi hatta bu sebeple. sirketin adini unuttum.

4- sirketler veri tabanlarini mumkun oldugunca guvenli hale getirirler. sizma her zaman mumkun.

5- kim bu konumda mi?

edit: yuzeysel & ortalama google bilgisi :) insanlari tanimadan boyle sozler soylemek degisik. kolay gelsin, umarim aradigin cevaplari bulursun.
0
fakyoras
(16.10.18)
@fakyoras Hiçbir şekilde bir kavram karışıklığı yok. Big Data dijital anlamda soyut. Silikon vadisi ve türevi yerlerde ciddi anlamda üzerinde çalışılan, belli merkezlerde depolanan, bilfiil mekansal karşılığı olan ve tek bir kuruma ait olmayan verilerin bütünü. Nicelik olarak en büyük ölçekli veri Amerika’da. Diğer ülkelerin verileri onunkinin yanında işlevsel anlamda oldukça komik.

Siz çok yüzeysel ve ortalama google bilgisiyle olayı okuyorsunuz ya da bu konuyla ilgili yeterli bilgiye sahip değilsiniz.

Facebook ve bağlı şirketleri(Whatsapp, Instagram) Twitter, Google ve daha birçok şirketin bu bilgileri donanımsal olarak depoladığı yerlerin tümü ya da bir kısmı için mekansal bir tanım da “Big Data”yı içine alıyor.
0
🌸levent bilgen
(16.10.18)
3) google aramalarından grip salgını ve etki alanını doğru bir şekilde hesapladıklarına dair birşeyler izlemiştim, eğitimli kitlenin mesai saatlarinde dizi izlemesinden falan ekonomik durgunluk kriz gibi durumlar arasında bağlantı kurduklarını duymuştum.

4)en basitleri bile genelde 2 farklı kıta 3 farklı merkez de yedekli oluyor
0
Sir Anthony Hopkins
(16.10.18)
@fakyoras Cambridge Analytica olayında kabaca 50 milyon Facebook hesabı kullanıldı. Big Data için 50 milyon kişi komik bir sayı bile değil. Bu kullanım Big Data’nın gerçek işlevselliği ve asıl gücünü anlatmakta da yetersiz ve sönük.
0
🌸levent bilgen
(16.10.18)
Fikir vermesi açısından:

m.imdb.com
0
mirty
(16.10.18)
1- hayır. çok merkezde biriktiği, birikmeye de devam ettiği için yok edilemez.

2- hayır, herkes kendi datalarını biriktiriyor.

3- çok çeşitli.

4- siber güvenliğin bilinen yöntemleri ile.

5- evet. çok daha fazlası da yapılabilir.
0
babilbaligi
(16.10.18)
kavramların birbirine girdiğine katılıyorum,

babilbaligi+1

5'e ilaveten şu anda zaten böyle, rusya'nın virusleri ameriganın nükleer santrallerini, askeri tesislerini hedef alıyor, ameriganın firüsleri rus bürokratlar/devlet tesislerini hedef alıyor (neye göre tabii ki ip to location vs. gibi şeylere göre) hatta tek bir hedefi olan hedefe ulaşıncaya kadar yayılan ama bir eylemde bulunmayan wormlar vs. de mevcut, yani hali hazırda bizler mışıl mışıl uyurken birileri birbirlerine saldırıyor, savunuyor falan. misalen şu anda usa suudi arabistana saldırıyor.

Ek kaynaklar:
threatmap.checkpoint.com
map.norsecorp.com
www.digitalattackmap.com&color=0&country=ALL&list=0&time=17819&view=map
0
selam
(16.10.18)
1) "Bir şekilde" lafzı bize istemediğimiz kadar özgürlük veriyor. Madem verinin fiziksel karşılığı var, sırf Google'ın tuttuğu veriyi değil, android cihazda telefon rehberimize kadar erişebilen programların tuttuğu veriyi de yok edebilirsek... Neden olmasın?

2) Bilinen internetteki içeriği derleme konusunda Google neredeyse bir tekel ve onay mercii olduğuna göre muhtemelen aynı nicelikte veriye kimse sahip değil. (Diğer ülkelerin rahatsızlığı konusunda: Yandex'i, Vk'yı vs. bu tekeli kırmaya yönelik girişimlerden sayabiliriz.) Ek olarak Google ve benzeri şirketler yoluyla toplanan bu verinin -analytics, adsense benzeri uygulamalarla dünyanın geri kalanınının kulanımına sunulan kısmı müstesna- büyüklüğünü ve gizli kullanım alanlarını, skandallarla bir bir ifşa olmadıkça tahmin etmek de imkansız.

Ek olarak ticaret savaşı ile de anlamlanabilecek bir veri savaşı Çin ile ABD arasında uzun süredir sürüyor. Son büyük gelişme de şu: www.bloomberg.com

3) Durum böylesine açıkken gizli kalan amaçların bir önemi var mı ki? Sanki bundan sonrası bize sadece işleri komplo teorisyenliğine vardıracak bir gizemciliği getirecek. Elbette bu soru; kamuoyunun, bilgi tekelleri ve emperyalist devletler üzerinde kuracağı olası bir baskıya dönüştüğü takdirde anlam kazanacaktır.
0
hikmet iv
(16.10.18)
hem kavram karmasasi var hem yok diyebilirim. bu durumu ozetle su sekilde aciklarim, dunyadaki tum kuslarin sesleri "data" dir. bu datayi mikrafon sahibi herkes toplayabilir ve bir yere saklayabilir, buna "database" denir. "big data" isleme ise bunun bir adim otesi yani bu saklanan datanin islenip, bize rasgele civilti ve gurultu gibi gelen kus seslerinin anlamini, yani ne konustuklarinin bulunmasi, kus dilinin cozulmesi, bu sonuca gore gelecek konusunda tahminde bulunulmasi dir. yani bu iste datanin bir yerde saklanmasi ve fiziksel olarak sahip olunmasi isin kucuk bir kismi, asil onemli ve zor kismi ise bu datayi isleyip anlamli bir sonuc cikaracak fiziksel teknoloji, ve algoritma sahibi olabilmektir.

ornegin twitterda datalari dunyadaki bircok noktada serverlar uzerinde saklanir, isteyen bu data yi twitterin sunmus oldugu API uzeriden alabilir. bunu evde sen de yapabilirsin, sonra bir yere saklayabilirsin. artik senin de bir "data base" in var. ama bu datayi ne yapacaksin, cok buyuk bir data ve insanlar ornegin turkiyede son zamanlarda "papaz brunson", "arda turan" ve "enflasyon" konularinda bir suru konusmuslar. bu konusulanlari bir bolumu goygoy, bir bolumu cok ciddi, bir bolumu ise konusulmus ama bir amaca hitap etmiyor. boyle yiginla data sahibi oldugunu dusun. burada asil zor kisim bu konusmalardan cesitli anlamlar cikarabilmek, degersizlerini ayristirmak, degerlilerini bir istatistik hesabina sokabilmektir. ornegi "arda turan" meselesi "papaz brunson" meselesinin halk uzerindeki etkisini istatistiksel olarak ne oranda maskelemis. ilerde boyle bir durum oldugunda bu durum ile benzerligini eslestirmek icin bir sablon (pattern) cikarilabilir mi, bu pattern cikartilir ise bunun sonuclari ne olur, tum bu olasiliklar icinde abd nin bize "fethullah guleni" iade etmesi orani ne kadar mumkun. iste eger bu datayi isleyip boyle bir olasilik hesabi yapacak teknoloji, istatistik, matamatik, algoritma kurabiliyor ise big dataya hukmediyorsundur. yoksa data ile ne yapacagini bilmedikten sonra elinde tutmanin anlami yok.

bu durumda amarikanin elini guclendiren ne peki? adamlarin datayi tutmasi bir sonuc, cunku bu data ile ne yapabileceklerini biliyorlar ve onun icin tutuyorlar. eger biz de bilseydik biz de internet uzerinde "crawler" yapip bilgiyi toplayip biz de tutabiliriz ama tutsak ne olacak ki, islemeyi bimiyoruz. bu tamamen isletme ve universite isbirligi ile olabilecek birsey.

ozetle big data olayinda dataya fiziksel olarak sahip olmak isin proseduru, en onemlisi bu data ile ne yapabildigin.
0
emrahday
(17.10.18)
1) Big data sanki bilgisayar ve ağ teknolojileriyle ortaya çıkmış gibi bir algı var. Bilgi ve belge yönetimi tarihine biraz bakınca aslında insanlığın yazmaya başladığı andan itibaren data topladığı görülebilir. Sadece veriyi saklama ve yorumlama yöntemleri değişti. Çok yakın tarihe kadar var (2010'lar) olan kümülatif bilginin büyük çoğunluğu hala "hard copy" denen materyallerde saklanıyordu.
Şimdi dijital olarak tutuluyor. Haliyle bu depolama imkanları, veri aktarım olanakları hem yeni enformasyon üretme hızını artırdı, hem de datayı yorumlama hızını. Her ülke kendi verilerini saklar. Kimi analog olarak kimi dijital. Artık çoğu dijital. Yani TUIK'in verileri de "büyük veri", holdinglerin satış rakamları vb de. Big data deyince bilimkurgu gibi bir dünya canlanıyor insanların zihninde ama bildiğin veri işte. Sadece yeni teknolojilerle daha fazla veriye daha hızlı ulaşıp enformasyon üretmen mümkün. Haliyle bu veri düzgün arşivlenip yönetilmeyince ve korunmayınca kaybolabilir. Dünya tarihinde ne arşivler gitti.

2)Veri bir merkezde toplanmıyor. Farklı farklı kurumların kendi verileri var. Şirketler satış rakamlarını, sosyal uygulamalar kullanıcı bilgilerini vb saklıyor. Tabii ki devletler kendi topraklarındaki şirketlerin verilerinden yararlanabilir. Ya da farklı iki kurum iş birliği yapabilir. Mesela adidas facebook'la reklam işbirliği yapıp kendi marketing verileriyle facebook verilerini kullanıp reklam maliyetini düşürüp daha verimli reklamlar yapabilir. Bunun askeri boyutu da var. Haliyle birçok ülke başka ülkelerden data toplamaya çalışır. Bu geçmişte de vardı. Bugün de var. Sadece ABD özel sektörünü destekleyip elindeki teknoloji gücünü kullanarak daha iyi yapıyor bu veri toplama işini. Mevzu sadece sosyal medya değil, kredi kartı bilgilerinden tut hizmet sektöründeki şirketleriere kadar....
Veri toplamak mesele değil, bu verinin ürettiği enformasyonun kalitesi önemli. Veri toplama işini her zaman her devlet yapar. Biz de yapıyoruz.

3)Tarih boyunca ne için kullanıldıysa: Aklına gelebilecek her şey için. Ama tekrar söylüyorum. Data tek başına bir şey ifade etmez. İstersen tüm verileri topla. Doğru yorumlamadığın sürece anlamı yok.

Mesela sağlık. İngiltere organ bağışı sistemini daha verimli kullanmak için ülkedeki "organ havuzunu" tıpçı ve matematikçilerinin geliştirdiği bir algoritmayla yönetiyor. Böylece doğru organ doğru insana ulaşıyor. Bizde de aynı veri var. Bizdeki algoritma farklıdır. O yüzden bizim eşleşme oranlarımız da farklı olabilir. Belki daha iyiyizdir hatta.

Mesela ekonomi. Diyelim ki ülkenin demografik verileri ve sağlık verileri 59 yaşında ölüm oranının yüksekliğini gösteriyor. O zaman emeklilik yaşını 60'a çekip ciddi bir kamu tasarrufuna gidebilirsin. Biraz tatsız görünüyor ama böyle.

Mesela hava durumu. İklim yönetimi. Elinde ciddi bir iklim verisi olduğunu düşünelim. Ülkende ekilecek ürünleri yönetebilirsin. Ya da başka bir ülkede yaşayan çekirge popülasyonunun artış oranlarını biliyorsun. Bu veriyle çekirgenin patlama yapacağı senelerde o ülkeye tarım ilacı ihracatını artırabilirsin.

Mesela deprem tahminleri. Bir coğrafyadaki deprem sıklığını, şiddet aralığını biliyorsun. Bu sana bir sonraki depremin hangi yıllarda olacağını gösteriyor. Bu veriyle önlemler de alabilirsin, bölgede sigorta şirketlerini de zengin edebilirsin.

Mesela eğitim. Ülkende matematik konusunda zayıflık var diyelim. Bunu çözebilirsin. Ama bunun için beslenme verilerini, genetik verileri vb de analiz etmen gerekebilir.

Gördüğün gibi veriden ziyade verinin yorumlanması ve kullanılması fayda sağlıyor.

Marcus de sautoy'un belgesellerini izleyebilirsin verinin kullanımına güzel örnekleri var. Mesela yukardaki çekirge örneğini ondan aldım.

4) Basılı materyal arşivlerde korunuyor. Dijital veri de zaten bildiğin it güvenlik yöntemleriyle. Tabii ki yedekleniyor da. Yani her kurum kendi verisini kendi yöntemleriyle saklıyor aslında. Kimi daha güvenli kimi daha dikkatsiz.

5) Dediğim gibi bir merkezde toplanan bir veri söz konusu değil. Her kurumun kendi verisi var. Bu verilerin kümülatif kullanımı "big data" olarak adlandırılıyor. Her zaman birileri bu verilere ulaşmak isteyebilir. Ama net olarak bu konumda tüm veriler bulunuyor diye bir şey söz konusu olmadığı için nereyi hedef alabilirler ki? Kredi kartı şirketleri mi, nüfus idaresi mi... Veri her yerde. Her kurumun bir veri yığını var.
0
anten
(17.10.18)
@anten @emrahday @hikmet iv

Verdiğiniz bilgiler çok ufuk açıcı oldu ama:

Ben yaklaşım olarak Snowdenvarî bir bakışla “insanların özel hayatlarıyla ilgili istihbarî değer taşıyabilme potansiyeli” olan verileri kastediyorum.

Gelecekle ilgili büyük hedefleri olan, ileride siyasete girecek, ülke yönetecek insanların tüm özel hayatı, gününün 24 saati de bu verilerin içinde. Sizin verdiğiniz örnekler masumane ve yapıcı örnekler.

Sanki ABD verileri insanlığı daha iyiye, daha müreffeh bir dünyaya, anlamlı bir ülküye taşımak için kullanıyor gibi bahsediyorsunuz.

20 yıl sonraki muhtemel ABD Başkanının, Rusya, Çin, Türkiye vs. tüm dünya ülkelerinin muhtemel yöneticilerinin her türlü görüntü, ses, video ve özel hayat verileri de bunun içerisinde. Günü geldiğinde tıpkı Instagram’ın yeni doğan fotoğraf uygulamalarını satın alıp yutması gibi gelecek vaat eden ve parlamaya başlayan genç siyasileri kendileriyle bu tür yöntemlerle uzlaşmaya zorlayıp zorlayamayacaklarını, aksi halde bunun olası sonuçları olup olmayacağını kastediyorum.
0
🌸levent bilgen
(17.10.18)
(7)

Gecmise ovgu

lifeframe
Icinde oldugumda fark etmesem de, kisa bir sure sonra o anlarin essiz oldugunu dusunuyorum, o anlari romantize ediyorum. Kimi zaman size de boyle dusunur musunuz?
Icinde oldugumda fark etmesem de, kisa bir sure sonra o anlarin essiz oldugunu dusunuyorum, o anlari romantize ediyorum. Kimi zaman size de boyle dusunur musunuz?
0
lifeframe
(11.10.18)
düşünürüm.
sonra biraz vakit geçer, geçmişi romantize ettiğim dönemi romantize ederim.
zaman akıyor, yaşlar ilerliyor, insanlar canı sıkıldığında eski güzel günleri düşünüyor, eğleniyorlarsa düşünmüyorlar. bi süre sonra yine sıkılıyorlar, bu sefer bi süre evvel eğlendikleri zamanı düşünüyorlar.
döngü gibi bişi bu
0
barankovan
(11.10.18)
İçinde bulunduğumuz andaki mutluluğumuzu fark edememek diye bir şey var gerçekten de. Geriye dönüp bakınca aa ben o zaman mutluymuşum diyoruz.
0
inawen
(11.10.18)
www.youtube.com

arada yaparım. en son üstteki klibi izlediğimde daldım gittim, "bu klipteki herkes öldü gitti lan vay anasını" diyerekten. ama geçmişe ya da geleceğe saplanıp kalmanın psikoloji için iyi olmadığı düşüncesindeyim. bu yüzden kendime hep içinde bulunduğum ana dönmeyi telkin ediyorum artık.
0
zgrydn
(11.10.18)
Ben her zaman böyleyim. 2016'yı düşünüp ağladığım falan oluyor benim. Ne "kimi zaman"ı :/
0
ms brownstone
(11.10.18)
bende övgü değil yergi şeklinde oluyor. mesela çocukluğumda pazar günü yıkanıp ödev bitirdiğim anları hatırlayınca tüylerim diken diken oluyor. aşırı karanlık yıllardı, para yoktu, teknoloji gelişmemişti, ailem mutsuzdu vs. şu an beni 80'lerin türkiyesi'ne ışınlasalar cinnet geçiririm.

buna rağmen, orta yaşlı biri olarak gençliğimdeki enerjiyi özlediğim oluyor. bir de istanbul'un kalabalık olmayan yeşil halini özlüyorum. ama insanlarını vs değil.
0
sir gawain
(11.10.18)
Dünyanın en aldatıcı duygusudur Artık hiç hissetmiyorum. Üstelik çok güzel şeyler de yaşadım.

İnsanın en büyük düşmanlarından biridir ayrıca. Bir çeşit zehir gibi. Anıları hiçbir zaman salt kendi gerçekliğiyle hatırlamayız, duygularımızın ve zaaflarımızın etkisiyle romantize ederiz, kendi isteğimize göre gerçeği eğip bükeriz. Çoğu zaman bunun farkında bile olmayız.

Beni şu an ve sonrası ilgilendiriyor. Enerjimin en küçük bir kısmını bile geçmişe harcamayacak kadar büyük ödevlerimin olduğunu hissediyorum hayatta.

Hayata, dünyaya, diğer insanlara bir şey katmak, hayatlarına değmek, kendi dünyam ve değerlerimle sınırlı kalmayıp hayatı asıl anlamıyla idrak etmek. Hayat budur. Gerisi bayat bir nostalji.

Bu arada geçmişte kendim dışında hemen hemen her olayda elimden gelen her şeyi en makul ölçüde yapmanın haklı vicdanını taşıyorum. Belki de bu yüzden içim böyle rahattır.
0
levent bilgen
(11.10.18)
Yalnız değilmişim sevindim. Ama ben yaşarken de o anı daha sonra özleyeceğimi tahmin ediyorum.
0
pastörizesüt
(11.10.18)
(5)

Christopher Nolan sevmeyen var mı?

levent bilgen
Varsa ondan sinematografik derinlik, kurgu, akıcılık ve senaryo olarak daha iyi olduğunu iddia ettiği yönetmeni paylaşsın lütfen. Sevdiğiniz değil, daha iyi olduğunu iddia ettiğiniz! (Dunkirk’ü saymayın. Öyle bir film hiç çekilmedi farz edin.)
Varsa ondan sinematografik derinlik, kurgu, akıcılık ve senaryo olarak daha iyi olduğunu iddia ettiği yönetmeni paylaşsın lütfen. Sevdiğiniz değil, daha iyi olduğunu iddia ettiğiniz! (Dunkirk’ü saymayın. Öyle bir film hiç çekilmedi farz edin.)
0
levent bilgen
(10.10.18)
Dunkirk nolan filmlerine kıyasla ortalamanın altındaydı. Tarihteki yeri yine çok iyi. Nolan tüm zamanların en iyisi. Dahi.
0
the real brad pitt
(10.10.18)
sen böyle dersen elmayla armutu karşılaştırırım, sonunda üzülen sen olursun. ne demek "varsa daha iyi olduğunu iddia ettiğiniz", nolan olsa olsa endüstriyel blockbuster hollywood sinemasının "en iyisi" olabilir. işin içinde milyarlarca dolarlık yapım şirketlerine para aktarmak varken nasıl bir en iyilikten bahsedebilirsin ki? nolan olsa olsa hapishanede özgürlük oyunu sahneleyen hırsızlıktan hüküm giymiş bir mahkum olur. gerçek tiyatro, gerçek özgürlük için gerçek dünyaya bakman lazım.

öyle ahkam kesmekle kalmayacağım tabii. iyi niyetini ve gelişmeye açık olduğunu anlıyor ve şuradaki yönetmenleri bırakıyorum.

www.imdb.com
www.imdb.com
www.imdb.com
www.imdb.com
www.imdb.com
www.imdb.com
www.imdb.com
www.imdb.com
www.imdb.com
www.imdb.com
www.imdb.com
www.imdb.com
www.imdb.com
www.imdb.com
www.imdb.com
0
Bruce
(10.10.18)
@Bruce kardeşim, benim duyuru yazarken takındığım jargon biraz kışkırtmak ve daha özgün fikirleri ortaya çıkarmak için. Söylediklerine zaten kanîyim.

Tarkovsky, Bergman falan örneklemişsin :) Bu tarzı ayrı tutun diyecektim de demedim. Çok uzun bir konu ama kısaca: Mainstream, Indie, Sanat filmi, Festival filmi gibi sonsuz türde ve kendine has başlıkta toplanabilecek “niş”leri var sinemanın.

Ben onun sınıfında, onun maddi imkanlarına sahip, değilse bile ondan görece daha iyi film çeken biri var mı diye soruyorum. -Bence yok.- Scorsese, Speilberg, Fincher, Tarantino vb. ya da yetkinlik olarak başka ülkede muadili cevaplar bekliyordum.
0
🌸levent bilgen
(10.10.18)
Ama ben ne bileyim onları ayrı tuttuğunu, geçen biri daha yazmıştı böyle bir şey, gayet de ciddiydi; görünce hey heylendim. Ben başta elmayla armutu karşılaştıracağımı söyledim neyse ki kehkeh.

Cronenberg, fincher gibi kendini çok filmde kanıtlamış amcalar varken nispeten "taze" nolan'a en iyi diyemem ben.Coen biraderler gerçeği var mesela(joel derdim ama ayıp olmasın öbürüne) onlar da attığını vurur şekilde çekiyorlar ve sanatsal açıdan bence daha başarılılar. Daha bunun inarritu'su var, çok sevmesem de wes anderson'ı var. İlk akla gelenler bunlar, bence nolan bunları bir çırpıda silip geçip en iyi koltuğuna oturabilecek kadar ileride değil. Severim ben de nolan filmlerini ama en iyi diyemem.
0
Bruce
(10.10.18)
simdi soru biraz yanlis sorulmus.

once christopher nolan sevmeyen var mi? diye sorup sevmeyenlerden nolan'dan daha cok sevdigi degil, daha iyi oldugunu iddia ettigi birini ornek vermesini istemen biraz garip.

ben sevmiyorum nolan'i. ondan daha cok sevdigim yonetmenler var. ama cogu nolan'dan daha iyi degil.

begenide yetkinlik bir etmen ama tek degil.

bir de zaman var tabi. nolan kendi zamaninin en iyilerinden hatta en iyisi evet. ama mesela mallick var.

coenler ve innarritu zaten bahsedilmis ama mesela ben bahsedilen tum kriterlerde degilse de bazilarinda fincher olsun, efendim almodovar olsun, nolan'dan daha iyi olabileceklerini yani tartismaya acik oldugunu dusunuyorum.
0
tanaka
(11.10.18)
(4)

Orhan Pamuk

levent bilgen
https://youtu.be/CtmdP_VwcWIAlman medyasına verdiği mülakatın 8:10, 8:30-8:42, 14:20 ve 15. dakikalarında ısrarla muhabiri politik soru sormaya teşvik ediyor. 15:45’te muhabir özellikle o toplara girmek istemezken bu denli direterek neyi amaçlıyor?Politik meselelerden ağzı yanmış, can korkusu yaşamı
youtu.be

Alman medyasına verdiği mülakatın 8:10, 8:30-8:42, 14:20 ve 15. dakikalarında ısrarla muhabiri politik soru sormaya teşvik ediyor.

15:45’te muhabir özellikle o toplara girmek istemezken bu denli direterek neyi amaçlıyor?

Politik meselelerden ağzı yanmış, can korkusu yaşamış, bir dönem devlet korumasıyla gezmiş, hatta baskılardan kaçıp dönem dönem yurt dışında yaşamış biri genelde bu tarz sorulardan imtina eder.

Üstelik kitapları 62 dile çevrilmiş biri olarak Orhan Pamuk’un ne daha fazla popülariteye ihtiyacı var ne de kendini politize ederek varacağı bir ülkü var.

Amacı ne tam olarak?
0
levent bilgen
(10.10.18)
Röportajin hepsini simdi izledim. Ben aksine popüleriteye ihtiyaçtan dolayı siyasete girdiğini zannetmiyorum. Nitekim kendisi de böyle bir yola ihtiyaç duymadığını biliyordur. Bence tamamen ülkenin ve dünyanın ünlü bir yazari olarak mensubu olduğu ulkenin politikası hakkında söz sahibi olmanin bilincinde olarak görüşlerini söylüyor. Kaldı ki röportaj 2 yil onceye ait yani Türkiye siyasi gündeminin özellikle yazar ve gazeteciler için kıyıma uğradığı zamanlardan biri. Haliyle herhangi bir vatandaş kadar Orhan Pamuk' un gündem hakkındaki düşüncelerini dile getirmesi çok normal. Bir sanatçı içinse hayli hayli normal ve olması gereken bir durum. Çünkü bana göre sanatçı sadece eserlerinden mürekkep olmamalı; toplumun iktidarin çarpik yönlerini ve bunlara ilişkin çözümlerini dile getirmeli. Özetle dixi et salvavi animam meam
0
Amaranta ursula
(10.10.18)
Ibnelik.
0
stavro
(10.10.18)
@amanta ursula

Çetin Altan ve Yaşar Kemal kendisine bizzat apolitikliği ile ilgili eleştiri getirdiğinde “ben edebiyat için edebiyat yapıyorum” dediğini de söylüyor Nebil Özgentürk’e. Bahsettiğiniz değerler şimdi mi umrunda oluyor?

İzlediğiniz röportajda da “Türkiye’de her zaman durum böyleydi. Sadece son yıllara has değil.” diyor bir de. Yazarlığının 40. yılına varınca mı birden politize olası geldi?

Çok çelişkili geldi bana. Kendisiyle ilgili bir derdim de yok. Kitaplarını da okuyorum ve yakından da takip ediyorum belli olduğu üzere ama maalesef durum böyle.
0
🌸levent bilgen
(10.10.18)
Bence cevap Pamuk'un geçmişinde yatıyor.

Nişantaşı'nda büyümüş, Amerikan robert college mezunu sanatçı olmayı hayal eden bir itülü gazeteci.

85-88 arası Columbia Üni. visiting scholar.

Ne demek istiyorum? Yani apaçık, daha ne olacaktı bu şekilde bir geçmişe sahipken?
0
binder dandet
(10.10.18)
(16)

Türkiye'nin entelektüelleri kimlerdir?

amortisman
Merhaba,Öncelikle benim entelektüel tanımımı yapayım: Bence entelektüel çok bilen kişi değildir. Elbette entelektüelin bir birikimi olmalı ama entelektüelin asıl özelliği toplumu rahatsız etmesidir. Kimseye yaranmadan, ne halka ne de siyasetçilere mavi boncuk dağıtmayan, sevilmeye ihtiyacı olmayan,
Merhaba,

Öncelikle benim entelektüel tanımımı yapayım: Bence entelektüel çok bilen kişi değildir. Elbette entelektüelin bir birikimi olmalı ama entelektüelin asıl özelliği toplumu rahatsız etmesidir. Kimseye yaranmadan, ne halka ne de siyasetçilere mavi boncuk dağıtmayan, sevilmeye ihtiyacı olmayan, her türlü tabuya çekinmeden laf edebilen, geri adım atmayan kişidir entelektüel. Türkiye şartlarında işin ucunda hapis veya ölüm bile olabiliyor malum.

Bu bağlamda İlber Ortaylı bir entelektüel değildir. İyi bir tarihçidir, aydındır, elittir ama hem halkın hem de iktidarların sevdiği türden şeyler söylemektedir.

Mesela Sevan Nişanyan öyle değil. Adamı ülkede seven yok neredeyse. Atatürkçüler sevmez, islamcılar sevmez, solcular sevmez. Çünkü adam hiçbir mahalleye yaranma ihtiyacı gütmüyor ve bildiğini okuyor. Fikirlerinin çoğunu saçma bulurum ama özgürlüğüne düşkünlüğü saygı uyandırır bende.

Şerif Mardin ve Ahmet Altan da bu bağlamda entelektüeldir bence. Şerif Mardin, 90'larda "mahalle baskısı" kavramını ortaya attığında yer yerinden oynamıştı.

Sizin aklınıza kimler geliyor?
0
amortisman
(06.10.18)
farabi
(06.10.18)
Tarifini yaptığınız tanıma uyan entelektüeller kendilerini popülarize edecek alanı bulamadıkları için pek tanınmazlar.

Verdiğiniz isimlerin bu tarife uygunluğu bile tartışmalı.
0
levent bilgen
(06.10.18)
işte bu senin entelektüel tanımın oluyor.
Entelektüelden anlaşılması gereken muhalif olması değil. Entelektüel olmak başka bir şey muhalif olmak başka bir şey. entelktüel kendine göre doğru eylemlerinde muhalefeti de iktitarı da beğenebilir. Bu beğenme fikir birliği yerine salt maddi çıkar için olursa o iktidar yalakalığı oluyor.

Entelektüel salt muhalefet olma adına iktidar veya muhalefetin bütün eylemlerini peşinen reddetmeli mdiir?
0
Google01
(06.10.18)
Ne güzel bir tanımlama yapmışsın gözlerim yandı.
Bir daha düşünmelisin çok çiğ.
0
fasulyek
(06.10.18)
Sizin bahsettiğiniz ölçütte, Niyazi Berkes ve Aziz Nesin olabilir.
0
biravekahve
(06.10.18)
Benim kafamdaki entelektüel tanımı o değil. Entelektüel birikiminizin olması demek, sizin kesinlikle toplumda tartışma yaratacak, yeniden düşündürecek ya da sorgulatacak, değiştirecek kabiliyetiniz olduğu manasına gelmiyor, bence. Çoğu zaman, evet, entelektüel güç değiştirici güç olabiliyor. Son Osmanlı ya da erken Cumhuriyet Dönemi’nde olduğu gibi.

Sizin dediğinize yaklaşan bir kavram daha var: aydın. Bence onun “işi” rahatsızlık vermek, hem akademik çevrelere, hem hitap ettiği kitleye, hem de sıradan sokaktaki insana... N. Berkesler, Boratavlar elbette cadı avlarında kovalandıklarına göre bir rahatsızlık vermişlerdir. Bu demek oluyor ki, her içeri atılan ya da hükümetçe sevilmeyen yazar, akademisyen, gazeteci entelektüel ya da aydın olsun. Analojiden kaçınmak lazım burada.
0
buf-e kür
(06.10.18)
Kimseye yaranmama entelektüellik tanımı değildir, entelektüel basit bir tabirle bilgisine başvurulan insan demektir;

tr.wikipedia.org

İlber Ortaylı da sapına kadar entelektüeldir aynı şekilde Celal Şengör de.
0
gezegen olan pluton
(06.10.18)
yılmaz vural futbol dünyasının entelektüelidir.

futbolcusunu entelektüel bir biçimde dövüyor, sövüyor ve seviyor.
0
Neill
(06.10.18)
tanım yanlış +1

ömer koç ve ilber.
0
cedex
(06.10.18)
Sevan nisanyasshdehagshdhdhdhahha :)


Adam elinden gelse diri diri türk kesecek. Ermenilerden bahsederjen "bizzzzzz bizzzzzzz" demesi tarafsizligi zaten.
0
deveyi diken adamin ta kendisi
(06.10.18)
tanim meselesi bir yana,
tanil bora ve murat belge pekala sayilabilir.
0
alttaraf
(06.10.18)
Açtım iki sözlüğe baktım entelektüel tanımı için, tüm tahminlerimi bir kenara bırakarak. Biri "bilgi"yi andıktan sonra "ileri görüşlülüğü" diğeri ise "fikrî meselelerle uğraşan" ibaresini kullanmış. Buf-e kür'un "değiştirici güç" katkısını ve biryervarbiliyorum'un gramsci hatırlatmasını da oldukça değerli buluyorum.

Bunun dışında aydınla entelektüel arasındaki ayrımlar kesin değil. Bizde de "okumuş, bilgili" anlamında "aydın" sözcüğü kullanılıyor. Entelektüel'in bu anlamından sıyrılıp topluma yön veren kişi anlamını kazanması bir kavramsallaştırmaya, hem de çoktan yapılmış bir kavramsallaştırmaya bakar. Burada "esasen" şu ya da bu anlamda değildir, iddiasında bulunarak kolaya kaçmaktan ziyade soruyu "bilgili, fikrî meselelerle uğraşan ve topluma yön verecek potansiyeldeki kişiler, ahlaken, anaakım normlara ve yerleşik siyasal düzene muhalif olma sorumluluğu taşırlar mı?" diye genişletirsek mesafe alırız gibi geliyor.

-Gece bu mesajı düzenleyip tamamlamayı umuyorum, sevgiler:)-
0
hikmet iv
(06.10.18)
senin tanımına göre aklıma sadece "nihat doğan" geliyor.
0
killerbee
(06.10.18)
aklima (bkz: recep tayyip erdogan) geliyor

kendisi entelektuel. bildigini okuyor.
0
Leonardo~Da~Vinci
(06.10.18)
entellektüel, belirli alanlarda derinleşebilmiş; bu alanlar hakkında öyle veya böyle bir takım kendine ait hususi fikirler yaratabilmiş bir kimsedir. bu şekilde tanımlayabilirz entellektüeli... tanımlarız tanımlamasına da, böyle yaparsak işin ahlaki boyutu eksik kalır; zira, bence entellektüel'in bir de özgülrükten yana olmak gibi ahlaki bir ödevi olmalıdır. o da şu tanımlamayla ifade edilebilir: " yalnızca benim gibi düşünenlerin söz aldığı bir yerde, tek yapabileceğim, tüm gücümle bu duruma karşı çıkmaktır."
bu bağlamda aklıma ilk gelen zat, enis batur'dur.
hatta, kendisinin alternatif:aydın adında tam da bu mevzularla ilgili ufuk açıcı denemelerinin olduğu bir eseri mevcuttur. buradan tavsiye ederim.
sonra... mehmet ali kılıç bay'da çok kıymet verdiğim bir entellektüelimizdir.
0
pangea
(06.10.18)
Bence taniminiz entelektüelden ziyade aydin terimine daha cok uyuyor gibi.

Ilber ortayli örneginden yola cikarsak, kendisinin entelektüel birikiminin sorgulanmaya ihtiyaci yok, fakat tüm bu elde ettigi bilgileri objektif bir cerceve yerine, kendi ideolojisi baglaminda yorumlamasi onu aydin sinifinin disinda tutuyor bana kalirsa.

Ali nesin ve ahmet insel benim aklima gelen ilk isimler.

Entelektüel birikimi cok yüksek olmasa da ben kanat atkaya'yi da sayabilirim mesela bu alanda.
0
bosver nicki
(06.10.18)
(18)

"Efsane caz sanatçısı" deyince aklınıza kim geliyor?

Deathrow
Sb:)
Sb:)
0
Deathrow
(05.10.18)
john coltrane
0
tepedeki psychedelic adam
(05.10.18)
ray cahrles
0
jugador
(05.10.18)
Miles Davis
0
velespit
(05.10.18)
Türkiye'den Okay Temiz.
0
silah taciri
(05.10.18)
sırasıyla:
louis armstrong
duke ellington
art blakey
0
cedex
(05.10.18)
Cazı caz yapan insan Billie Holiday.
0
firemanjonny
(05.10.18)
James Brown.
0
stavro
(05.10.18)
Bir kişi gelmiyor.

Louis Armstrong
Ella Fitzgerald
Billie Holiday
Miles Davis
Herbie Hancock
Chet Baker
Duke Ellington
Gerry Mulligan
Keith Jareth
Wes Montgomery
Django Reinhardt
Jim Hall
John Socifeld
Michel Petrucciani
Bill Evans
Dave Brubeck
Dexter Gordon
Buddy Rich
Art Tatum
Art Blakey

Bir çırpıda aklıma gelenler bunlar.

Ekleme: Cannonball Adderley'i yazmamışım. Çok Severim kendisini. Onu da ekliyorum. Hatta şunu da bırakayım şuraya.

www.youtube.com
0
windowsguvenlikduvari
(05.10.18)
michael brecker
0
killerbee
(05.10.18)
şu an buddy rich geldi. yarın değişebilir.
0
zgrydn
(05.10.18)
Blues bir caz türüyse Bb King
0
bos gezenin bos ustasi
(05.10.18)
Coltrane.
0
yirmisantim
(05.10.18)
chet baker
0
muslugubozukhayrat
(05.10.18)
Ella Fitzgerald ve Louis Armstrong.
0
levent bilgen
(05.10.18)
Art Blakey & The jazz messengers

Efsane olarak da aklıma şu geliyor:

www.youtube.com

Şöyle diyor şarkıya başlamadan.

"We sincerely hope you buy our record. God knows we need the money"

Tüm zamanların en çok satan caz albümlerinden biri için, başlarda söylenmiş bir söz bu. Efsanevi bence.
0
nasıl yani
(12.07.19)
digerleri de geliyor ama yazilmadigi icin Jaco Pastorius diyeyim.
0
jimicik
(12.07.19)
herbie hancock
0
a darkness coming
(12.07.19)
Yazılanlardan çok var ama tekrara girmesin şimdi. Yazılmayanlardan ilk aklıma gelenler;

Diana Krall
Norah Jones
Sarah Vaughan
Nina Simone
Peggy Lee
0
iwasbornonamountainside
(12.07.19)
(2)

Haber sitelerin kaynakları

hlt1985
İrili ufaklı pek çok haber web sitesi var. Büyük olanlar neyse de küçük olanlar haberleri nereden alıyorlar?? Hep diğer haber sitelerinden devşirme mi?? Telnoloji haberleri mesela.
İrili ufaklı pek çok haber web sitesi var. Büyük olanlar neyse de küçük olanlar haberleri nereden alıyorlar?? Hep diğer haber sitelerinden devşirme mi?? Telnoloji haberleri mesela.
0
hlt1985
(03.10.18)
kopyala yapıştır.
0
tabirimekruh
(03.10.18)
Bazıları aylık telif ödeyerek İhlas, Anadolu gibi ajanslardan temin ediyorlar. Aylık 50 bin ₺ gibi bir ücreti var.

Ama bu çok küçük bir kısmı.
0
levent bilgen
(03.10.18)
(4)

Ekim Sonu Mardin

muslugubozukhayrat
Selamlar, ekim sonunda 3 günü değerlendirmek için Mardin gezisi fikri mantıklı mı sizce? Mardin'in havası gezmek için uygun olur mu o vakitlerde emin olamadım. Bir de Mardin için 3 gün az mı olur? Önceden gidenler fikir verirse sevinirim. Teşekkürler.
Selamlar, ekim sonunda 3 günü değerlendirmek için Mardin gezisi fikri mantıklı mı sizce? Mardin'in havası gezmek için uygun olur mu o vakitlerde emin olamadım. Bir de Mardin için 3 gün az mı olur? Önceden gidenler fikir verirse sevinirim.

Teşekkürler.
0
muslugubozukhayrat
(02.10.18)
En güzel mevsimi. 3 gün yeterli, fazla bile. Gitmişken Hasankeyf’i de görmelisiniz. Son zamanları.
0
levent bilgen
(02.10.18)
Muhteşem olur. Mardin inanılmaz güzel bir yer. Çok seveceksiniz. Üç gün yeterlidir.

Eski Mardin, yeni Mardin, Midyat; her yere gidin. Midyat Tarihi Konuk Evi'ni ve Deyrulzafaran Manastırı'nı görün. Ara sokaklara girin, mimariyi inceleyin, insanları ile sohbet edin. Harika bir yer.

Artukbey Kahve'sine muhakkak uğrayın ve spesiyalini tadın. Yusuf Usta'da cevizli ve fıstıklı kebabı deneyin. Leylan Cafe de şahane bir ambiyansa sahip.
0
fragile lady
(02.10.18)
Daha yeni geldim, 3 gün gayet yeterli. Bizim gittiğimiz dönem çok sıcaktı, belki biraz toparlamış olur.
Mardin eski şehir içi, Deyrulzafaran, Mor Gabriel Manastırları, Süryani Kiliseleri, Dara Antik Kenti, Hah köyü... Dara Antik Kentinde Mehmet'i bulursanız size evinin altındaki inanılmaz sarnıçı gösterir.
Mardin'den badem şekeri, nazar boncuğu alırsınız, meraklıysanız Midyat'ta telkariler çok ucuz. Süryani şarapları şehir içinde pek çok yerde satılıyor. Ama yemek yanında genelde alkol servis etmiyorlar. Cercis'te bir akşam yemeğinde alkol alabilmiştik. Onun haricinde cafe / şarap evi tarzı yerler var ama yemek yanında zinhar!
0
SiyamkedisiZorro
(02.10.18)
Geçen yıl ekim sonunda turla gittik, harikaydı. Lütfen şuraya uğra ve bir Mardin tabağı sipariş et. GAP turundan aklımda kalan yegane lezzet buydu.

tr.foursquare.com
0
sankigibibiraz
(02.10.18)
(4)

Asla ilk adımı atmamak

monogram
Selamlar,Biriyle tartıştığımda, koptuğumuzda (haklı da olabilirim haksız da) bir türlü ilk adımı atamıyorum.Bazen zaten içimden gelmiyor. Mesele o değil ama bazen de haksız olduğumu bilip üzülüyorum. Ama olmuyor o ilk iletişim kurma durumu. Akraba da olabilir, kardeş de arkadaş da...Bu durumu yaşaya
Selamlar,

Biriyle tartıştığımda, koptuğumuzda (haklı da olabilirim haksız da) bir türlü ilk adımı atamıyorum.

Bazen zaten içimden gelmiyor. Mesele o değil ama bazen de haksız olduğumu bilip üzülüyorum. Ama olmuyor o ilk iletişim kurma durumu.

Akraba da olabilir, kardeş de arkadaş da...

Bu durumu yaşayan var mı? Ne düşünüyorsunuz? Siz nasıl aştınız?

Her tür fikre müteşekkirim.
0
monogram
(02.10.18)
Kendini haddinden fazla önemseme ve uyuyor zannettiğiniz ama uyanık bir tutam narsistlik konusunda özeleştiri yapmalısınız kanaatindeyim.

Varlık alanınızı ve değerinizi koruyan ama insanların hakkınızdaki düşüncelerinin öneminin hissettiğiniz denli önemli olmadığına kâni olacak ve bunu yansıtacak kadar komplekssiz olma dengesini kurmak çözüm olabilir.
0
levent bilgen
(02.10.18)
Yapıştırıyorum geçiyorum. Topu ona atıyorum.
0
[GODDARD]
(02.10.18)
Slm, çok kafa yormazsan bunu da düşünmezsin. Yani bi tartışma olduysa orada bırakmak lazım. Bir sonraki adım normale dönmüş olur, kim tarafından atıldığının önemi olmadan.
0
datnet
(02.10.18)
ben de öyle yapıyorum. içimden yazmak gelse de kesinlikle yazmıyorum. öyle kendimce belirlediğim bi kural. (haksızsam yazıyorum elbette.)
0
tabii lan manyak mısın
(02.10.18)
(7)

Başkası adına utanmanın sebebi nedir?

demirr
Mesela sözlükte gündem olmuş. Standup'ına gülünmeyen adam videosu. Az önce izledim ve gercekten utandım,sıkıldım. Fakat bu ve benzeri "bizi herhangi bir sekilde baglamayan" seylerde; baskasi adina neden utaniriz? Nedir bizi böyle sıkıntıya sokan? Yani o adam sacma sapan bir sey yapmis, kendisi bile
Mesela sözlükte gündem olmuş. Standup'ına gülünmeyen adam videosu. Az önce izledim ve gercekten utandım,sıkıldım. Fakat bu ve benzeri "bizi herhangi bir sekilde baglamayan" seylerde;

baskasi adina neden utaniriz?
Nedir bizi böyle sıkıntıya sokan? Yani o adam sacma sapan bir sey yapmis, kendisi bile biz kadar utanmamisken biz neden sikinti yasariz?
Bu iyi bisey mi?
0
demirr
(01.10.18)
Empati hissi bunun nedeni.
0
kablelvuku
(01.10.18)
kablelvuku +1 , ben de direk kendimi o insanın yerine koyuyorum ve utanıyorum.Hatta bazen utanılacak bir şey olmuyor ama yine de ben olsam yapamazdım cesaret edip diye yine utanıyorum
0
toprakbaba
(01.10.18)
utanılacak duruma düşebilmek için etrafta en az 1 kişi olması gerek. biz de o etraftaki kişilerden biri olduğumuz için adamın utanılacak duruma düşmesine sebebiyet vermiş oluyoruz. biz olmasak adam utanılacak duruma düşmeyecek ki. çünkü orada değiliz. haberimiz yok. bunun verdiği pişmanlıktan dolayı utanırız. aslında o adam için utanmayız. ama duyguları ayırt ve ifade etmek zor olduğundan bunu "onun yerine utandım" olarak tanımlarız.

edit: etrafta olmak da gerekmez. adamı videodan görmek de aynı kapıya çıkıyo. boş bi odada saçmaladığı bi video çekse ve internete yüklese etrafta kimse olmadığı halde videoyu izlediğimiz için adamı utanç verici duruma düşürürüz ve bundan utanç-pişmanlık duyarız.
0
Delay Fuze
(01.10.18)
Bugunlerde Turkiye'de populer oldu bu konu, birkac ay once de ABD'de populerdi. Cringe diye arayabilirsin. Gecici ergen eglenceleri iste.
0
Traveller
(01.10.18)
gelmiş yine tipini sevdiğim soruya cevap vermek hariç her türlü saçmalığı kusmuş. empati aslında evet. empati yoksunluğu kötü bir şeydir. sağlıklı her insan belli bi raddede utanır böyle bi durumda.
0
proletarier aller lander vereinigt euch
(01.10.18)
Empati diyenelere katılmıyorum; empatim zayıftır ama başkası adına bolca utanırım.
0
apdulera
(01.10.18)
Ayna nöronlar olabilir mi?
0
levent bilgen
(01.10.18)
(4)

Ağır OKB

ya ben lan neyse
mikrop bulaşacak korkusu. (özellikle 1 çeşidi)halihazırda yıllardır antidepresan kullanıyorum. zaten kullanırken başladı.nasıl kurtulacağım? çok zorluyor beni. az olan sosyal hayatım bitti.
mikrop bulaşacak korkusu. (özellikle 1 çeşidi)

halihazırda yıllardır antidepresan kullanıyorum. zaten kullanırken başladı.

nasıl kurtulacağım? çok zorluyor beni. az olan sosyal hayatım bitti.
0
ya ben lan neyse
(01.10.18)
(bkz: toc toc) yakın bir zamanda izlemiştim aklıma geldi söyleyeyim dedim. Belki derdine çare olmaz ama eğlenirsin izlersen.
0
Jazz
(01.10.18)
www.turkcealtyazi.org

bi arkadaş iyi gelecektir.
0
hasmetizm 2046
(01.10.18)
OKB’nizi yenmeniz için beyninizde üretilen gerçek addettiğiniz resimleri kaale almamanız ve beynin sizi aldatması olarak görmeniz gerekir. OKB, onun üstüne gidilerek yenilecek bir rahatsızlık değil.

Kaygı, güvensizlik, evham, vesvese şeklinde üretimlerin dolaylı bir sonucudur. Bunlar biterse OKB kendiliğinden geçer. Tahmin ediyorum ki antidepresanlar da bu duyguları yenmeniz için veriliyor.

Sözgelimi kapıyı kitleyip evden çıkıp biraz ilerlediğinizde “acaba kapıyı kapattım mı?” diye bir soru sormanızın sebebi, beynin gerçeğe paralel resimler üretmiş olmasıdır ve zihninizde kapıyı tam kitlemediğiniz resim saniyenin binde birinde tezahür eder. Ama bu resim gerçek değil, gerçeğe paralel bir yanılsama sadece.

Mikrobu beyninizde çok yanlış, sahte, adeta virüs sayılabilecek bilgiler, resimler ve materyallerle kodlamışsınız. Bunu tamamen silmeniz mümkün değil. Öyle olsa zaten OKB diye bir şey olmazdı. Beyin, sınırlarınızı zorlarsanız doğduğunuz ilk saniyeleri bile hatırlar ve size o ana dair görsel, işitsel, duyusal malzemeler getirir.

Dolayısıyla beyninize işlenmiş bu kodları anlamlandırma refleksinizi değiştirerek ve beyni buna sabırla, inatla kanî hale getirerek zaman içinde yenebilirsiniz OKB’yi.

OKB’den önce kaygı, stres, ümitsizlik, güvensizlik gibi farklı farklı duygularla bezenmiş bir ruh halinden kurtulmalısınız.

Beyin zannettiğimizden çok farklı çalışıyor. Sigarayı bırakmayı sürekli kendine hatırlatan biri bile aslında sigarayı beyninde daha yerleşik hale getiriyor.

Maymunlarla yapılan bir deney var. Sigara konusuyla örneklendirirsem: “Sigara öldürür” sözünü duyan, gören birinin beyni aslında sigaranın kendisine zarar verebilecek bir şey olduğunu düşünmeye başlamıyor. Tam aksine beyinde sigaranın verdiği hazzı uyarmış oluyor.

Eski sevgilimizi de bu yüzden unutmayız ne kadar unutmak istesek de. Ya da bize acı veren geçmişimizi, insanları. Aşkı kalbimizden atmaya çalışmamızı bu güçlü refleksler engeller.

UNUTMAYIN: Beyin her ne şekilde kodlamış olursa olsun ALDATILABİLİR bir yapıdadır. Siz hayatınızda hiçbir şey iyi gitmediği halde sadece iç sesinizle, hiç inanmadan, her şeyin güzel gittiğini telkin edip mevcut durumu öyle resmedin, o hemen ona göre tavır almaya ve refleks geliştirmeye başlar.
0
levent bilgen
(01.10.18)
bilişsel davranışçı terapi yapan bir psikiyatriste başvurmanızı öneririm.
0
iskembepaca
(02.10.18)
(13)

Duyurucuları görünce "Çok az şey biliyorum" hissine kapılıyor musunuz?

m e b
Bugünkü anket sorumu sorayım bari :)Tamam, deneyim yaşadıkça bilgiye bilgi katılır da yine de hayranlık duymuyor musunuz bu kullanıcılara?
Bugünkü anket sorumu sorayım bari :)

Tamam, deneyim yaşadıkça bilgiye bilgi katılır da yine de hayranlık duymuyor musunuz bu kullanıcılara?
0
m e b
(01.10.18)
kategoriye göre değişir öyle düşünmüyorum
0
basond
(01.10.18)
1 kişi var dediğin gibi hayranlık mertebesinde olmasa da, bayağı donanımlı biri olduğunu düşünüyorum.

bir kaç kişi de her şeye cevap veriyor.
soruyu okuyunca diyorum "bu adam kesin buna da yazmıştır."
sonra bakıyorum yazmış hakikaten.
0
güneyli çocuk
(01.10.18)
Duyuru böyle bir his için ciddiye alınacak ölçekte bir yer bile değil.

Çok daha başka yerlerde hissediyorum ve bunun çok gerekli, besleyici ve güdüleyici bir yanı olduğunu düşünüyorum.
0
levent bilgen
(01.10.18)
bilgi önemsiz, nitelik önemli.

binlerce gereksiz şey biliyorum, bunların içinde işime yaran şeyler çok az.

sorularım yüzde 95 cevapsız kalıyor, o yüzden çoğu şeyi sormuyorum.

eskiden çok şen şakraktı buralar ama şimdiki kullanıcı sayısı oldukça az.

hayranlık duymuyorum.
0
killerbee
(01.10.18)
Bilgi alanına gore değişiyor misal araba bilgisi, arabaları sadece renklerinden ayirt eden biri olarak az şey bildiğimi görüyorum ama çok da kafa yormuyorum. İlgi alanina göre değişiyor olay. Ama genelde kendi ilgili alanlarimla ilgili bu hissi yaşamıyorum ya da çok nadir yaşıyorum.
0
Amaranta ursula
(01.10.18)
birkaç sene önce böyle düşünüyordum. daha sonra şahsen tanıdığım duyuru kullanıcılarının kendiyle alakasız duyurularda/konularda bilgi sahibiymiş gibi yazdıklarını görmeye başladım. onları tanımıyor olsam ciddiye alırdım biliyormuş gibi yazıyorlar çünkü. o günden beri de şüpheyle yaklaşıyorum tüm cevaplara.
0
nickimin hakkini veremedim
(01.10.18)
hayır bende olmuyo.

tam tersi, bu kadar cahil kertenkelenin var olduğunu görünce vay amk ne kadar bilgiliyim diyorum.

burada bilgili insan sayısı çok az. zaten onlara özelden danışmayı tercih ediyorum genelde.

örnek, angelus, john bloor, killerbee falan. bunlar boş adam değil bence. ama böyle adamlar duyurunun %1'i falandır. gerisi çerçöp. geyik olsun diye, belki aralarından iyi fikir veren biri çıkabilir diye danışıyo insan.

edit: acemi ve biseysorcaktim'ı da ekleyelim listeye.
0
Delay Fuze
(01.10.18)
duyuruda aslında tam tersini hissediyorum.

ne kadar az bilgiyle dar görüşle yorum yapıyorlar diye şaşırıyorum, hatta çok bilgili ve olgun bir yazı görünce şaşırıyorum.
0
hopp
(01.10.18)
Hayır.
Çok şey bildiğimi de iddia etmiyorum.
0
pike
(01.10.18)
Cok sey bildigimi dusunuyorum duyurulari gorunce
0
Traveller
(01.10.18)
bilgisine hayranlık duyduğum tek kişi babam, bi de annem :) ha bazen oluyor, bu sigorta/vergi(para) işlerini hobi olarak detaylı bilenler de beni şaşırtıyor.
0
olutaklidi
(01.10.18)
var öyle bikaç kişi genel olarak, bir de bikaç tane kendi alanlarında çok saygı duyduklarım var. ama bu "çok az şey biliyorum" düşüncesini uyandırmıyor çünkü cidden çok az şey bildiğimin farkındayım halihazırda. benden çok şey bilen insan görünce gözlerim parlıyor, yazsa anlatsa da bişiler öğrensem diyorum. keşke spesifik konularda uzmanlar daha çok olsa da daha çok şey öğrensek. büyük saygı duyuyorum tabii ki.
0
Bruce
(01.10.18)
Valla ben tam tersini düşünüyorum.
Özellikle sanat ile yazılan şeyler beynimi yakıyor.
Bence tasarımcı da sanatçıdır kafasında hiçbir şey bileden sayfalarca yazan sonra benceeee ama diyenlerden tiksiniyorum. Sencesi yok bu işin hiç okumamışsın 5 sayfa yazma demek istiyorum.
Arada benim de bilmediğim konular var ama o kadar çok değil.
Geçen gün kızın biri el yapımı şeylerinin instasını koymuştu herkes logosuna yüklenmişti o da ayrı saçmalık.
Bilmeden çok yazılıyor.
0
fasulyek
(02.10.18)
(6)

herhangi bir olguyu yok etmek

bana her yer cehennem
bir seçme şansınız olsaydı hangi olguyu veya şeyi yok ederdinizsavaşzamannefretkışaşkişe gitmekdinpara herşey olabilir. atış serbest
bir seçme şansınız olsaydı hangi olguyu veya şeyi yok ederdiniz

savaş
zaman
nefret
kış
aşk
işe gitmek
din
para

herşey olabilir. atış serbest
0
bana her yer cehennem
(01.10.18)
Ben karar veremedim ya.
0
stavro
(01.10.18)
Hiçbirini, hiçbir şeyi. Çünkü her şey olması gerektiği gibi.
0
levent bilgen
(01.10.18)
nefret
0
ya ben lan neyse
(01.10.18)
para algısını yok ettiğimizde otomatikmen işe gitmek ve aşk gibi olguları da yok etmiş olmuyor muyuz :D ben oyumu paradan yana kullanıyorum.
0
barbo
(01.10.18)
kış kadar başınıza çığ düşsün
0
bir sevgi faresi jamal
(01.10.18)
uyku
0
Jazz
(01.10.18)
(8)

spor yaparken giydiğiniz kıyafetleri nereden alıyorsunuz?

rahat ya
selam fellas,evet karar verdim artık spora başlayacağım fakat salonda giyilen şort, tişört ya da atlet gibi giysileri nereden alıyorsunuz? yani böyle 3-4 giyimden sonra leş gibi kokmayacak kaliteli bi şey istiyorum. keza yine spor ayakkabı da öyle. yani normal sıfır spor ayakkabı alıp mı gitmeli yok
selam fellas,

evet karar verdim artık spora başlayacağım fakat salonda giyilen şort, tişört ya da atlet gibi giysileri nereden alıyorsunuz? yani böyle 3-4 giyimden sonra leş gibi kokmayacak kaliteli bi şey istiyorum.

keza yine spor ayakkabı da öyle. yani normal sıfır spor ayakkabı alıp mı gitmeli yoksa yumuşak ve elastik mi olmalı vs.?

bu konularda kara cahil olduğum için soruyorum :/

intersport tarzı yerlerdeki ürünlerin kalitesinden memnun musunuz mesela? en yakın orası var da :)

şimdiden teşekkürler.
0
rahat ya
(01.10.18)
decathlon uygun oluyor bi göz at istersen.
0
killerbee
(01.10.18)
3-4 giyimden sonra leş gibi kokmayacak ?
her spor yaptıktan sonra giysileri yıkarsan sorun olmaz

normal spor ayakkbı yeterli. çok para bayılma böyle şeylere
0
bana her yer cehennem
(01.10.18)
Adidas ve Nike’tan çok şaşmamak lazım. Maliyetli görünse de uzun ömürlü ve gerçekten kaliteli ikisi de.
0
levent bilgen
(01.10.18)
Ben adidas'tan aldım. pahalı ama dayanıklı mallar üretiyor.
0
komando kani var bende
(01.10.18)
Nike. Sporda hyperdunk giyince karman çorman bi görüntü olmasın diye rafael nadal gibi nike’tan aldım tişört, eşofman, şort vs’yi. Decathlon ve puma’yla kombinliyorum.
0
Delay Fuze
(01.10.18)
nike , adidas , under armour.

pamuklu tisört favorim , her antrenmanda iki tişört değiştiririm zaten terden dolayı.

fitness için tabanı sert ayakkabı lazım yumuşak tabanlılar dize yük bindiriyor esnediğinden dolayı ağırlık çalışırken, o da under armour'da antrenman ayakkabısı olarak mevcut.
0
ketcapli dondurma
(01.10.18)
@bana her yer cehennem

hocam bazıları ne kadar yıkarsan yıka böyle tuhaf bi kokuya sahip oluyor. ondan öyle dedim :)
0
🌸rahat ya
(01.10.18)
gidip asla mağazadan alma fena geçiriyorlar, sitelerden sürekli takip et indirimler oluyor onları yakalamaya çalış, geçen mesela 465 liralık ayakkabıyı 300 liraya aldım böyle.
0
blue rebel motorcycle club
(01.10.18)
(8)

türkiye'de 1 trilyon dolarlık şirket neden olamaz?

Leonardo~Da~Vinci
1 trilyon doları bir kenara bırakalım, ülkemizde piyasa değeri 100 milyar dolara yaklaşan şirket neden yok? devletin piyasayı serbest bırakmamasından mıdır? yoksa şirketlerin evrensel vizyonu olmayışından mıdır? ya da türkiye'nin içine kapanık bir ülke olmayı tercih etmesinden midir? belki de bunlar
1 trilyon doları bir kenara bırakalım, ülkemizde piyasa değeri 100 milyar dolara yaklaşan şirket neden yok?

devletin piyasayı serbest bırakmamasından mıdır? yoksa şirketlerin evrensel vizyonu olmayışından mıdır? ya da türkiye'nin içine kapanık bir ülke olmayı tercih etmesinden midir? belki de bunlardan hiçbiridir. ama kafamda bunlar var. devletin piyasayı serbest bırakmayışı, şirketlerin orijinal olmayışı ve vizyonsuzluğu, ve türkiye'nin çeşitliliğe sıcak bakmayan bir ülke oluşudur.

aslında bakarsanız, türkiye'nin en değerli şirketleri sıralamasında hala sanayi ve enerji şirketleri var. yani ilk sıralarda hala teknoloji dalında bir şirket yok.

öğrenmek istediğim şey, bu işin asli astarı nedir? sebepleri nedir, neler olabilir? bu konuda yarım yamalak bilgimin oluşu ve belki de önyargılı oluşum yanlış düşünüyor olmama sebep oluyor olabilir. bu konudaki fikirlerinizi öğrenmek istiyorum.

teşekkür ederim.
0
Leonardo~Da~Vinci
(01.10.18)
Eğitim. İlk 1000de kaç Türk üniversitesi var kaç tane ABD var burdan bakınca anlaşılır. Katma değerli ürünler üretmiyoruz ürettiğimiz ya boş ürünler ya da yüzde 90ını ithal edip yüzde 10 işçilik katıp sattığımız malzemeler. Eğitimsiz insan, üniversitede bi tez bile yazamadan kop-yap geçen mezunlar çok olunca maalesef sonuç bu oluyo.

Zamanında bana çok klişe gelirdi ama nu ülkenin çözmesi gereken en önemli sorunu eğitim. Üniversitelerin içi BOM BOŞ.

Neden teknolojiye yönelim sorusunun cevabı sadece eğitim değil bence. bunun cevabını ben de merak ediyorum. Mesela neden Avrupa teknoloji konusunda ABD’den geride kaldı ?
0
Mcfly
(01.10.18)
insan kaynağı dandik.
eğitime önem verilmediği için kaliteli kaynak yetiştiremiyoruz. amerika gibi kaliteli göçmen de gelmiyor.
0
cedex
(01.10.18)
apple ı kuran çok mu eğitimli idi? ya da facebook. sorun eğitimde değil bence. girişimcilik ruhu yok. bunun sebebi de belli.. 30 yasina kadar ailelerin çocuklarin pesinde kosmalari. kimse risk almak istemiyor risk alanı ailesi kabül etmiyor. böle bi ortamda 100bn lik şirket çıkmaz mlsf. bir yandan da netflix i yasaklama konuşuluyor.
0
lata
(01.10.18)
1) Trilyon dolarlık şirket kuracak, o fikirleri üretecek beyinlerimiz harcanıyor. Eğitimli, zekî, dünya ölçeğinde ufka ve vizyona sahip insan kaynağı yok. Azınlıkta olanları toplumsal yönelim ya tıp okumaya ya da Boğaziçi, Koç, Bilkent, ODTÜ gibi okullarda mühendislik okumaya itiyor. Ya da yurt dışına gidip orda kalıyorlar.

2) Ülkede işler ehliyet-liyakatle değil “ilişkilerle ve network’le” yürüyor.

3) Ne siyaseten ne de ticareten kimse uzun vadede geri dönüş yapacak bir yatırımın sabrına ve özkaynağına sahip değil.

4) Majör başarıların hikayesinin ülkemizde siyasetin köşesine bucağına dokunmadan gelişmesi çok zor.

5) Ülkedeki özgüven sıfır. Her şeyin yabancısını övmeyi, yüceltmeyi daha çok seviyoruz. Aynı kalitede yerli bir üretime aynı övgüyü, alkışı ve değeri vermiyoruz.

6) Kıskançlığa, birbirinin ayağını kaydırmaya dayalı bir sosyal kültürümüz var. Büyümeye doğru çelme takmaya çalışan dünya kadar etken olur.

7) Böyle hayalleri olanlar ülkede buna hiçbir anlamda müsait bir ortam olmadığının bilincindeler.

8) En büyük sebebi: BUNU GERÇEKTEN İSTEMİYORUZ!
0
levent bilgen
(01.10.18)
yüksek katma değerli mal üretip muazzam büyümek istiyorsan aynı hacimde profesyonel, yetişmiş elemanın da olacak. türkiye'de bu sayıda yetişmiş adam yok.

bu, sadece katma değer meselesi değil. pazarlama da çok önemli. bizde o creativite de yok .
0
ya ben lan neyse
(01.10.18)
Eğitim+1
Steve Jobs eğitimsiz değildi. Eğitim denince diplomaya odaklanmayın. Türkiye'de kendisini iyi yetiştirmiş, kültürlü, zeki insan da az. Çağın ve insanların gereklerini okuyabilecek tipte insan yok. Sebebi de bizim insanımızın ihtiyaçları ve davranışları ile dünyanın geri kalanı aynı değil.

Biz batılı olamadık en önemli sebeplerden biri de bu. Yine sebebi eğitim bunun da.

Çin gibi güçlü sermaye zayıf toplum olamayız ama batı gibi high-tech toplum da olamayız. O nedenle de bizden bir bok olmaz.

Evvela Türkiye'nin fabrika ayarlarına dönmesi lazım. Seküler, liberal, hukukun ve asayişin temin edildiği bir ülke olacaksın.

Ondan sonra eğitimini evrensel normlarda vereceksin. Beyin yıkamayı bırakacak, saçma sapan tarih ve din derslerini geçeceksin. Çoluk çocuğa hayatı ve çağın gereklerini öğreteceksin.

Bu iyi eğitim alan çocuklar da 20 sene sonra ülkeden kaçmayacağı bir ortamda sana katma değer katacak.

Senin en parlak beyinlerin çekip gidiyor ülkeden çünkü cehaleti yüceltiyorsun. Çünkü ülkede can güvenliğin yok. Çünkü çalışıp verimli olacağın ortam yok. Liyakat yok.

Bunları çözeceksin ki Türkiye'de de Elon Musk tipli adamlar türeyecek. En olmadı Twitter gibi, Skype gibi, Uber gibi şeyler üretip yabancı sermayeye bol sıfırlı satacaksın.

Bak İsveç'e 10 milyonluk ülke. Minecraft, Spotify gibi şeyler hep İsveç'ten çıkma.

Adamlar ellemiyor bile sadece ucuz sehpa tasarlayıp Çin'de üreterek senin tüm şirketlerinin toplamından daha değerli bir markası var IKEA.

Geçen gördüm tek düzgün yetişen tahıl İsveç'te yulaf. Yulaftan vegan et yapmaya başlamışlar. İngiltere'ye Almanya'ya ihraç ediyorlar. Yulafın kilosu 1 euro cent ya var ya yoktur tarlada. Yulaf etin kilosu ise 1 kg dana eti kadar pahalı. Ama tadı da dana eti gibi. Bütün vejetaryenler veganlar kapışıyor Avrupa'da.

Buna kafa derler işte. Bizde olsa yeaa öyle iş mi olur derler.

Daha da yazarım Avrupalı milyarlık şirketleri de mecalim yok.
0
bos gezenin bos ustasi
(01.10.18)
sorunun egitimde oldugunu dusunmuyorum. olay vizyon meselesi biraz. turkiyede kolay para kazanmayi bulan daha fazlasina ugrasmiyor. koc da olsa bu boyle. yillarca montaj isi ile ugrastilar. halbuki kendi araba markalarini yapabilirlerdi. montajcilik daha kolay ve daha tatli para oldugu icin ordan devam ettiler. ferit sahenk, gitti restoran'a yatirim yapti. baktigin zaman guzel yatirim, parasini katiyla cikardi, % olarak super karli ve temiz is. ama sonucta restoran.

ikinci bir sebep de scale etmeyi bilmiyoruz. buyumek scale etmek demek degildir. bir suru sirket var kontrolsuz buyudugu icin batan.
0
crucio
(01.10.18)
İyi girişimci yetiştirsek de iyi yönetici yetiştiremiyoruz.
0
roket adam
(01.10.18)
(6)

A. Kurosawa ve A. Tarkovsky'ye filmlerine hangi filmlerden başlanmalı?

yanginmerdiveni
Merhabalar, A. Kurosawa ve A. Tarkovsky filmleri izleyeceğim. Hangi filmlerden başlamalıyım ?
Merhabalar,

A. Kurosawa ve A. Tarkovsky filmleri izleyeceğim. Hangi filmlerden başlamalıyım ?
0
yanginmerdiveni
(01.10.18)
Tarkovsky için The Mirror güzel başlangıç olur.
0
levent bilgen
(01.10.18)
kurosawa için de 7 samurai
0
hosein
(01.10.18)
tarkovsky için önce solaris ve andriy rublyov.
sonra tarih sırasına göre tümünü izlerdim ben olsam.
0
cedex
(01.10.18)
seven samurai
yojimbo
0
try again fail again fail better
(01.10.18)
Kurosawa için yojimbo diyorum ben de
0
mirafiori
(02.10.18)
tarkovski - mirror
kurosawa - rashomon
0
tepedeki psychedelic adam
(02.10.18)
(7)

Koç Ailesi

levent bilgen
İnternette ve çeşitli kaynaklarda birbirinden çok farklı söylemler ve büyümelerine dair akıl yürütmeler mevcut. Vehbi Koç’un Ankara’da “bir bakkal dükkanından” başlatıp holdingleşmeye varan ölçüde büyüyen, 3. nesline ulaşan ve varlığını daha da konsolide eden, farklı sektörlerde söz sahibi olan bu a
İnternette ve çeşitli kaynaklarda birbirinden çok farklı söylemler ve büyümelerine dair akıl yürütmeler mevcut.

Vehbi Koç’un Ankara’da “bir bakkal dükkanından” başlatıp holdingleşmeye varan ölçüde büyüyen, 3. nesline ulaşan ve varlığını daha da konsolide eden, farklı sektörlerde söz sahibi olan bu aile sizce nasıl bu noktaya geldi?

Sizce hikayeleri her yerde anlatıldığı kadar masum mu? Yoksa uçuk kaçık olanların dışındaki komplo teorilerininin küçük de olsa gerçeklik payı var mı?
0
levent bilgen
(01.10.18)
Vehbi Koç sıfırdan bakkal dükkanı kurarak filan başlamadı. Ailesi de o dönem ankara'nın varlıklı ailelerinden zaten, babası iş adamı onun işlerini devralarak başlıyor. Hayat hikayesini anlattığı kitabı var, orda detaylı bilgiler mevcut.
0
battal gemalmaz
(01.10.18)
kendileri lastik ya da otomotiv sektörüne girdikten sonra, türkiyede demiryolu ulaşımı tamamen bitirilmiştir, neden? devlet bu sektör gelişsin diye, demiryolu ağı inşaa etmek yerine otoyol yapımına önem vermiştir.
0
füt
(01.10.18)
çomar bir akrabamız koç ailesinin sabetaycı olduğunu, israil desteğiyle bugünlere geldiğine inanıyordu ciddi ciddi. şu anki amaçları da reyizi zayıflatmakmış. aklıma geldi yazayım dedim.
0
sir gawain
(01.10.18)
@sir gawain Yahu ben nesnel bilgi diyorum, siz akrabam siyasî saiklerle bir şeyler gevelemişti diyorsunuz.

Komplo teorisi ifadesi daha uç bilgileri bilen birini tatlı tatlı provake etmek için kullanıldı. 3. sınıf, yerli üretm komplo teorileri değil söylediklerim.

Henry Kissenger, Bilderberg, Mustafa Koç’un da üyesi olduğu CFR ve daha çok yarı emperyal yarı ticari ilişkiler üzerine dış kaynaklı ifade edilen bilgileri söylüyorum.
0
🌸levent bilgen
(01.10.18)
goo.gl

bu kitabi oku.
cok uzun zaman oldu hatirlamiyorum, ama baslarda bir yerde yahudi ortagi oldugundan bahsediyordu. sonra onun payini almisti (?) galiba. evde olsam bakardim. nette belki pdfsi vardir bi bak.
0
tabudeviren
(01.10.18)
@tabudeviren YKY yeni Vehbi Koç kitabı çıkardı 2-3 hafta önce. Bunu da eklerim, teşekkürler.
0
🌸levent bilgen
(01.10.18)
Yalnız her şeyi anlarım da kimse bana Koç şirketinin çalışanına önem verdiğini yazmasın. İlk krizde anında kapının önüne konulma korkusuyla yaşıyorlar. Sabancı falan öyle değil en azından.
0
Mcfly
(01.10.18)
(22)

hayata bir anlam atfediyor musunuz

slhmlr
cevap evet ise, ne bu anlam?
cevap evet ise, ne bu anlam?
0
slhmlr
(29.09.18)
Atfetmiyorum.
Edit: İnançlıyım ama bu eşit değil yaşamdan zevk almak ya da hayat, yaşamak çok güzel. Doğru bir şekilde yaşayıp ölmek hayata dair tek gayem. Ha bu ne derece anlamlı yapiyor bilmiyorum.
0
Amaranta ursula
(29.09.18)
hayır, hiçten geldik hiçliğe gideceğiz.
0
cedex
(29.09.18)
Atfedemiyorum. Bulamiyorim anlam. Eskiden anlam yuklerdim de kalmadi artik anlam. Sikayetci degilim ama anlam da bulamıyorum.
0
stavro
(29.09.18)
hayır. yaşamak için bir şeylere bağlı hissetme zorunluluğunu sevmiyorum. tabii ki hayatımı daha güzel ve yaşamaya değer kıldığını düşündüğüm kişiler, durumlar vs. var ama bunlara odaklanmıyorum. hayatımın güzelliğini başka şeylerin belirlemesini istemiyorum, kontrol büyük ölçüde bende olmalı. yani atıyorum sevgilim vardır ve çok mutluyuzdur ama onu "hayatımın anlamı" saymam asla - o hatayı ergenken yaptım, sonrasında toparlanmam 3-4 yıl sürdü. bir tane hayatım var, bir kez yaşayacağım. o yüzden kendi kararlarımla, kendim için, bana bağlı şeylerle yaşamak istiyorum onu. "biri gider diğeri gelir" demiyorum, belki gelmez ama gelsin ya da gelmesin herhangi bir şeye anlam yüklemeyi doğru bulmuyorum. anlam verdiğim çok fazla şey var ama 1-2 tanesinin yok olması sarsmaz. o şekilde dengelemeye çalışıyorum.

hayatımdaki en büyük trajedi kardeşlerimden birini veya annemle babamı kaybetmem olur. o da zaten eğer ben onlardan önce olmazsam eninde sonunda gerçekleşecek. çok çok zor bir şey olduğunun farkındayım, tecrübe etmeden o acıyı tahayyül etmem de imkânsız ama sonuç olarak o günün geleceğini ve o acıyla karşılaşacağımı biliyorum. o açıdan ona da mental olarak hazırım.

bu şekliyle hayat daha güzel, yaşanabilir ve stabil benim açımdan. bugün tatil yapabilmeyi seviyorum. yarın yeni bir şey öğrenebilmeyi, belki akşam yemek yapmayı seveceğim. sonraki gün yürüyüş yapmayı, sonraki gün başka bir şeyi... hepsini bir araya toplamaya gerek yok; hayatı güzelleştiren belki milyonlarca şey var, biri yoksa diğeri olacak.

netice itibariyle buraya özel bir görev için gönderilmedik, hepimiz benzerinden milyarlarca olmuş ve olacak yaratıklarız. o yüzden çok şeyapmamak lazım. nasıl iyi hissedeceksem, nasıl mutlu olacaksam, ne bana huzur verecekse onu yaparak yaşamaya; onu yapamıyorsam da onu kovalamaya çalışıyorum. geberip gitcem zaten vakti gelince, anlam aramakla uğraşamam.
0
der meister
(29.09.18)
abi anlam yoksa neden çalışıyorsunuz, neden uğraşıyorsunuz? miras mı yiyiyorsunuz? sabah 9 akşam 5 nasıl çalışabilir insan anlam bulamıyorsa hayatta?
0
🌸slhmlr
(29.09.18)
onu diyorum işte, hayatı niye sınırlayıp tek bir kavrama indirgiyorsun? 9-5 çalışmak demek tek bir günde en az 8 saati dışarıda ve başka insanlarla geçirmek demek. gün içinde hiç mi bir şey gelmiyor başına? kimseyle mi sohbet etmiyorsun, hiç mi hayal kurmuyorsun, hiç mi "ilginç" bir şey görmüyorsun?

geçen akşam okuldan dönerken ben otelin önüne çuvalla adam attıklarını gördüm. gerçekten. bagajdan çıkarıp çuvalla otelin önüne fırlattılar adamı. şerefsizim kanım dondu. hayatımda bir daha böyle bir şey göreceğimi sanmıyorum. o gün okula gitmeseydim, "yürümeyi canım istemiyor" deyip metroya binseydim bunu göremeyecektim mesela. anlam istiyorsan anlam işte, kaç kere görüyon böyle bi şeyi.
0
der meister
(29.09.18)
anlamdan kasıt nedir? Ben günlük anlık yaşamıyorum meselâ, öldükten sonrasına ve bir hesap zamanı olduğuna inanıyorum, e o yüzden direkt bir anlamı var benim için, hiçbi şey doğ yaşa toprak ol kadar basit değil, olamaz da bana göre.
0
mslny
(29.09.18)
Yaşadıktan sonra geriye baktığımda anlamlı bazı tecrübelerimin olduğunu görüyorum. Ancak yaşarken anlam arama amacıyla yaşamıyorum, belki de bulamadığımdandır.
0
iskembepaca
(29.09.18)
Ac mi kalalim calosmayip da?
Yeme icme eglenme gezme tozma sex yapma kokain partisi yapma gibi ihtiyac ve arzulari karsilayabilmek icin çalışıyoruz.
0
stavro
(29.09.18)
anlam bulamıyorum. neden gelip nereye gittiğimizin tamamen bir belirsizlik olduğunu benimsedim. tek amacım genel anlamda mutlu ve huzurlu bir hayat geçirmek.

ha madem mutlu olmak istiyorsun neden 8-5 çalışıyorsun demek anlamsız ama. sonuçta istediklerimi yapmam için para lazım değil mi? gezmek için, güzel yemekler yemek için, kaliteli bir hayat için. kazandığım parayla minimum mal mülk maksimum zevk harcaması yapmaya çalışıyorum.
0
metrobus yoluna kacan angus
(29.09.18)
belki saçma bir motivasyon ama yenilmez filminde mesela adam boksun tanrı tarafından verilen bir yetenek olduğuna inanıp yeteneğini göstermenip boks yapmanın onun amacı olduğunu söylüyordu.
benimki de benzer hayattaki potansiyelimi açığa çıkarıp yetenkli olduğum konuda en iyis olmaya uğraşıyoum.
0
birdposing
(29.09.18)
herkes istediği kadar istediği şeye inanmakta özgür.. ancak bu dünyadan göçüp başka bir dünyada sonsuza kadar yaşayacağınıza nasıl inanabiliyorsunuz işte bunu anlamıyorum..

bilim olmasa ben de gözümü karartıp böyle fantezilerin peşinden koşardım ancak gözümüzün önünde bilimsel olarak ispatlanan şeyler var.. herşeyden önce milyarlarca galaksi var arkadaş.. evren kocaman bir rassallık denizinde yüzüyor.. dünyada gerekli şartlar oluşmuş haliyle canlılar peydah olmuş işte.. bu gerekli şartlar hangi gezegende oluşursa orada da benzer gelişmeler yaşanacaktır..

hadi bütün bunları geçtim malum şahısın insanlık için verdiği mesajlar hep cinsel içerikli mi olur, kadınlara ikinci sınıf muamele yapan bir sistem kurmuşlar herkes hayatından memnun.. erkekler ölünce hurilere koşacağını hayal ediyor ama kimse bu kadınlara ne olacak diye sormuyor.. sen şimdi annenin kız kardeşinin nurilere koşacağını hiç hayal ettin mi.. hayır.. tek egemen sınıf erkekler, onlar da hurilerle alemlere akacak.. yersen..

uzun lafın kısası, dünyaya bir kere geliyoruz onda da hayatın tadını çıkartmak lazım.. her anın kıymetini bilmek lazım.. mutlu ve huzurlu bir hayat yaşayabiliyorsan senden iyisi yoktur.. başkalarına karşılıksız yardım edebiliyorsan başkasının malına göz dikmiyorsan düşenleri kaldırmak içinden geliyorsa işte o hayat benim için anlam kazanıyor.. her ne yapıyorsam sadece içimden geldiği için yapıyorum, bonus toplamak için değil..
0
strobist
(29.09.18)
@strobist, muhatap benim sanırım. Belki de huriler nuriler vs şeklinde ve sizin görmek istediğinizi gördüğünüz şekilde düşünmüyorumdur? Bilimsel kanıtlar sizi tatmin etmiş, beni etmiyor bu kadar basit. Hayatı sizin kadar basit ve boş görmemek de benim tercihim.
0
mslny
(29.09.18)
@mslny neden seni muhatap aldığımı düşündün anlamadım.. ben genel olarak kendi düşündüklerimi yazdım.. sana bir yanıt olarak yazsaydım en başa senin adını koyardım.. tıpkı burada olduğu gibi.. mutlu bi haftasonu dilerim..
0
strobist
(29.09.18)
Hayatta en alelade, en sıradan olayın, sürecin, varlığın bile içi sonsuz anlamlarla dolu.

Görebilen, içtenlikle o anlamlara açık olan, onu tüm ruhuyla duyumsayıp; o anlamların insana verdiği sorumluluklarla yüzleşmeye hazır olan biri esas huzura ve tatmine ulaşır.

İnisiyatifin sende olmadığı bir şekilde varolduğun bir dünyada beden, akıl ve ruh gibi bütünlüklü ve belli ihtiyaçları olan, onlar olmadığı zaman da arazlar çıkaran bir varlığın var. Ruh mesela; saf sevgiyle, akıl rasyonel bilgiyle, beden de ikisinin anlamlarını bulmasına biyolojik süreç sağlayan varlığıyla...

Hepsine ek olarak; anlamın olmadığı bir yerde anlamlılığı arayan; “anlam ve aidiyet” arayışına giren bilincin ne olacak?

Neden anlam aramaya bu kadar programlı ve bulmadığında önce ruhsal, sonra da bedensel negatif karşılıklar veriyor?
0
levent bilgen
(29.09.18)
böbreklerimizin şekli neden öyle olmuş onu düşünüyorum.
0
for day to break
(29.09.18)
@strobist, öbür dünyayı kastederek özellikle anlam atfeden yoktu benden önceki cevaplarda, o yüzden üstüme alındım. Teşekkür ederim, size de iyi akşamlar.
0
mslny
(29.09.18)
"anlam atfetmiyorum" ile "hayatı zevk aldığım, çok güzel olduğu için yaşıyorum" cevabı bence eşdeğer. hayatımın çeşitli zamanlarında bu cevapları vermiş birisi olarak, maalesef uzun dönemli bir dayanak sağlamıyor bu cevaplar. hayattan her zaman zevk alamazsınız, hatta nadir anlar dışında hayat zevk falan vermez. umarım hayatınızın sonuna kadar hayattan çok zevk alan insanlar olarak kalmayı başarabilirsiniz ama ben pek başaramadım.

bilimin dini boşa çıkardığını düşünmüyorum. evet çok salladı teizmin temellerini, mesela @leventbilgen'in ruh-beden-akıl ayrımını bile bilimsel anlamda kabul edemiyorum. ama bilim yine de evren hakkında çok az şey söyleyebiliyor, dahası söylediklerinde mânâ ve anlam da yok. canlılığın bir tesadüften, bilincimizin de öyle ya da böyle yok olacak bir kimyasal-biyolojik reaksiyondan ibaret olması bilimsel "gerçeğini" kaldıramıyorum. bir zamanlar kaldırıyordum, ama biraz yalnız kalıp düşününce muazzam bir boşluk hissi yaratıyor.

hayata ulusun refahı, işçi devrimi gibi seküler anlamlar da yüklenebilir. hatta bence içinde yaşadığımız dünya bize "hayatı zevk için yaşıyorum" ile bu ulusal devotion karışımı bir ideoloji yüklüyor doğuştan. ama bu da kalıcı değil, komünizm geçen yüzyılın radikal bir din alternatifiydi, bugün neredeyse tamamen silindi gitti. ya da kendimi neden türk ulusuna adayayım? konyalı aptal bir köylünün refahı artacak diye neden kendimi paralıyayım?
0
🌸slhmlr
(29.09.18)
Hayır, atfetmiyorum. Yeterince anlamlı zaten hayat, benim anlamıma baktığını düşünmüyorum. der meister + 1
Kötü zamanlarda da anlam aramıyorum. İyisiyle kötüsüyle ilginç bir şey hayat.
0
aychovsky
(29.09.18)
Etmiyorum. Iradem disinda dunyaya gelmisim, hayatta kalmak zorundayim iste, yasamak. Olunce de hikaye bitecek. Ot gibi yasamiyorum tabi ama buyuk buyuk anlamlar atfetmiyorum.
0
dougsampson
(29.09.18)
hayır yaşayıp ölüyoruz işte
0
basond
(29.09.18)
evet ediyorum.

bir insan olarak hayata bir insanın gözünden bakabiliyorum. bence insan harika bir yaratık. yaptıkları aptallıkları bir kenara bırakırsak gerçekten insan muazzam yetenekte bir yaratık.

icat edilen bunca şeye bakınca gerçekten hayret ediyorum. ateş, yazı, tekerlek, elektrik, bilgisayar, internet, telefon, yapay zeka, blockçhain... ve devamı ne olacak bilmiyorum. bildiğim bir şey varsa, o da yeniseyler hala keşfediliyor olacak. insanların müziği icat etmesi, şiir yazması, duygularını tabloya ya da heykele dökmesi.. gerçekten çok büyüleyici. ne kadar da yetenekli bir varlık bu insanoğlu.

düşüncelerimi ifade etmem için dil icat edildi. dili öğrendim ve size yazıyorum burada düşüncelerimi. şu anda bu yazdıklarımı evinizde(her nerede iseniz artık) nasıl okuyabiliyorsunuz? bunu, tabii ki biz insanlara benzeyen başka insanlar mümkün kıldı.

geçmişte insanlar dünya'yı daha iyi bir yer haline getirmek için çalıştılar ve çıtayı bir yere kadar getirdiler, bize teslim ettiler. bence bizim görevimiz de bunu alıp geliştirip, gerekirse yerine, aynı amaca hizmet edecek başka şeyi keşfedip bir sonraki kuşağa aktarmak olacaktır, onlar da bir sonrakine...

insan isterse ve gereklerini yerine getirirse harika şeyler yaratma potansiyeline sahip bir varlık. büyüleyici yeteneklere sahip.

inançlı değilim. tanrı ve dinleri de birkaç bin yıl önce biz insanlar icat ettik. bunu biliyorum. hayatımı bunun üzerine harcamamaya karar verdim.

hayat sabit olmamalı. değişmeli. ki öyle de oluyor.

biz insanlar ultra zeki varlıklarız. ancak sınırlı yeteneklerimiz ve duyularımız olduğundan her şeye henüz cevap bulamıyoruz.

hayatıma anlam katan şey şu düşünce: dünya'yı daha iyi bir yer haline getirmek. benden öncekilerin yaptığı gibi. bunu yapmak istiyorum. dünya'yı dini hikayelerde anlatılan cennetten çok daha güzel bir yer haline getirebiliriz. zaten bunun üzerine çalışıyoruz.
0
Leonardo~Da~Vinci
(29.09.18)
(12)

Liberal deyince ne anliyorsunuz?

sonhakan
Çogu kişi küfür eder gibi liberal diyor. Size ne anlam ifade ediyor
Çogu kişi küfür eder gibi liberal diyor. Size ne anlam ifade ediyor
0
sonhakan
(28.09.18)
liboş.

benim aklıma direkt ufuk uras geliyor.

bizim ülkede biraz anlam kayması yaşadığı için liberal küfür gibi kullanılıyor aslında.
0
kablelvuku
(28.09.18)
Birakiniz yapsinlar.
0
stavro
(28.09.18)
janjanlı, böyle kımıl kımıl.
0
Neill
(28.09.18)
raptiye rap rap geliyor aklıma.
0
datnet
(28.09.18)
Liberal deyince Türkiye'de de dünyada da özgürlükçü herkes istediği gibi yaşasın eğlen coş gibi bir izlenim oluşuyor ama liberaller sosyal hayatla birlikte ekonomik anlamda da her konuda özgürlükçülükten yanadır. Yani sana hayatını istediğin gibi yaşa der ama işverene de aynı şeyi söyler, misal 3. dünya ülkelerine gidip saati 1 dolardan günde 20 saat ucuz işçi çalıştıran fabrikaların kurulmasını da destekler liberalizm, bu anlamda kapitalizm bile liberalizmin yanında daha masum kalır zira kapitalizm güçsüzü tamamen yok etmeye çalışırken liberalizm bu sömürü sisteminin devam etmesi için güçsüzün varlığını sonsuza dek korumasını hedefler ki sömürme işi hiç bitmesin. Böyleyken böyle bir durum.
0
angelus
(28.09.18)
felsefe açısından özgürlük yanlısı, serbestlik yanlısı.
ekonomi açısından da serbest ekonomi yanlısı. ancak bu durum kapitalizmi besleyebilen bir şey. yani "üretici istediği ürünü istediği fiyata verebilir" diye baktığımızda; starbucks'ın fiyatlarını çok aşağı çekip müşteri kaparak, etraftaki kahvecileri önce batırıp sonra da tekrar fiyatlarını yukarı çekebileceğini düşünebiliriz.
0
barankovan
(28.09.18)
liberal, kendisi gibi olmayan herkesin hakkini hukukunu, esitligini ve ozgurlugunu savunan insan. liberalizm de bu insanlarin dusunce sistemine deniyor.

kufur yerine kullanan o cogu kisi bu konuda bilincsiz.
0
Leonardo~Da~Vinci
(28.09.18)
Besim Tibuk’un anlamsız kahkahaları, Cem Toker’in özel mülkiyeti savunurken takındığı veresiye reddeden esnaf ciddiyeti.
0
levent bilgen
(28.09.18)
Çok fazla vurmasanız mı acaba? :)
0
liberal
(28.09.18)
paraya öncelik veren kişi geliyor
0
bardakigüneşgözlüğü
(28.09.18)
(bkz: yetmez ama evet)

türkiye'deki temel nefret sebeplerinden biri bu kampanyadır. şu an burnumuzun boktan kurtulmamasının sebeplerinden biri de o referandumdu zaten.
0
hosein
(28.09.18)
çoğu siyasi ideolojiye göre çok daha aklı başında, gerçekçi ve sağlıklı görüşlerin bir araya geldiği düşünce yapısı.
devletin, belli başlı durumlar dışında hayatımıza müdahale etmesinin etik olmadığını savlaması bile insanlık için önemli bir kazanımdır.
ne demiş üstad:
"geçici bir emniyet için özgürlüğünden vaz geçenler, ne o emniyeti ne de özgürlüğü hak etmektedir."
0
pangea
(28.09.18)
(19)

Bir mucize bekliyor musunuz?

vonkhar
Bir gün alakasız bir takım şeyler gerçekleşecek, ve hayat akabinde aslında o olması gereken hale evrilecek gibi bir düşünceniz var mı?Kontrolü akıntıya bırakıp rüzgarın, yolculuğun tadını çıkartabilmemizi sağlayan, aslında içten içe günün birinde o istediğimiz limana sürükleneceğimize dair umudumuz
Bir gün alakasız bir takım şeyler gerçekleşecek, ve hayat akabinde aslında o olması gereken hale evrilecek gibi bir düşünceniz var mı?
Kontrolü akıntıya bırakıp rüzgarın, yolculuğun tadını çıkartabilmemizi sağlayan, aslında içten içe günün birinde o istediğimiz limana sürükleneceğimize dair umudumuz değil midir?
0
vonkhar
(25.09.18)
Mucize beklemek yalan. Umut etmeye hayır.

El cevap: beklemiyorum.
0
datnet
(25.09.18)
Valla ben beklemiyorum.
"Bir gün alakasız bir takım şeyler gerçekleşecek, ve hayat akabinde aslında o olması gereken hale evrilecek gibi bir düşünceniz var mı?"
Yok. Bana çok utopik geliyor artık bu tür şeyler.
0
Amaranta ursula
(25.09.18)
Mucize dediğin süreci, hayatın olağan akışı içinde sıradan, alelade bir detay olabilecek kadar herhangi bir olgu olarak görüyorum. Oldu, oluyor ve defaatle olacak da. Ümidi taşıyabilecek ruh olgunluğuna ve içtenliğe sahip olmak önemli.

Kontrol zaten bir illüzyondur. Kendin dahil hiçbir şeyi mutlak anlamda kontrol edemezsin.

Nuri Bilge son röportajlarından birinde “gerçek sürreeldir” demişti. Hayat hiç hesapta edemediğin, hiç aklına gelmeyecek şekillerde nice kapılar açabilir.
0
levent bilgen
(25.09.18)
"Mucize, ona inananlara gelir."

Ben bekliyorum evet :)
0
sankigibibiraz
(26.09.18)
Bekliyorum. Belki o mucizeyi kendi çabalarımla yaratacağım, belki de adeta Allah'ın lütfuymuşçasına karşıma çıkacak. Ama hayat böyle sürmeyecek, ona eminim. Bir zamanlar aldığım muhteşem lezzeti tekrar tadacağım.
0
farabi
(26.09.18)
Bi fırsat geçecek, geçmeli, o gemi bir gün gelecek.
0
intihar etsem de kendime gelsem
(26.09.18)
Mucize beklemek aç bir insanın ellerini yukarı kaldırıp "allah'ım karnımı doyur" demesi gibi bir şeydir herhalde. önündeki toprağı, tohumu görmezsen, ekip biçmezsen, yemeğin için çabalamazsan nah karnın doyar.

Mucize de böyle. Çabalamadan etmeden hayaller alemine dalıp bir şeylerin değişeceğini umut ederseniz daha çok beklersiniz. Önce sen Tanrıya -ya da evrene, fark etmez- gerçekten istediğini göster, yani çabala. Gerisini bırak.

Beklemiyorum. Çabalıyorum.
0
dont eat me
(26.09.18)
evet
0
runagain
(26.09.18)
Mucize beklemek mi? Mucizeyi zorluyorum :D
0
perfectum
(26.09.18)
bekliyoz da olmuyor bea :/
0
pasp
(26.09.18)
Her yeni gün zaten bir mucize. Belirsiz bir zamana dair hayal kurup, mucizeler beklemek, bu günü/şu anı ıskalamaktan başka bir işe yaramaz. Sonra bir bakmışsınız, mucize beklerken yolculuğun kendisini kaçırmışsınız.
0
Phoebe
(26.09.18)
Bekliyorum, eğer beklemez ve umudumu yitirirsem benim için yaşamanın anlamı kalmaz. Hiç mutlu değilim ve bir gün mutlu olacağım, bir şeyler değişecek şu hayatımda. İstediğim gibi bir iş bulup istediğim bir ülkede sevdiğimle yaşayacağım. Zaten bu olmadan ölürsem de ömrüm boyunca bunu beklemiş ve elde edemeden mutsuz bir hayat yaşayıp ölüp gitmiş olacağım
0
dedi ayca
(26.09.18)
Geçen yıl bu vakitler bir mucize olmuştu ama o mucize gerçekleşsin diye de bayağı yırtınmıştım. O yüzden yeni bir mucize için gene ultra çabalamam gerektiğini biliyorum ve şu ara beklemiyorum.
0
le jeune turc
(26.09.18)
mucize bekleyenlere değil, onun için çalışanlara gelir. bir kere yakalayınca mucizenin mucize değil de sonuç olduğunu görürsün.
0
twelfth
(26.09.18)
şeyhim beni ışınlarsa niye olmasın?
0
killerbee
(26.09.18)
Eskiden evet.
Artık hayır.

Çünkü öyle bir şey yok
0
bana her yer cehennem
(26.09.18)
Ben mucizelerle karşılaştım, ama o sen onu beklerken gelmez, hayatına sihirli bir değnek değmez. Tam bir şeyden umudunu kesmişsindir, o şeyin gerçekleşmesi senin için hayırlıdır, o ol der ve olur. Ben yaşadım 2 kez. Bence herkes yaşayabilir..
0
eylul
(26.09.18)
hayır, aksine acımasızım. :D
0
nice tnetennba
(26.09.18)
Evet
0
whatyougetiswhatyoudid
(28.09.18)
(5)

yaşamak aslında yavaş yavaş ölmek midir?

binder dandet
sartre'liğim, camus'luğum ve hatta ilhan şeşen'liğim tuttu yine...Yaşamak ölmek midir yavaş yavaş?
sartre'liğim, camus'luğum ve hatta ilhan şeşen'liğim tuttu yine...

Yaşamak ölmek midir yavaş yavaş?
0
binder dandet
(25.09.18)
degildir
0
Traveller
(25.09.18)
Gerçekten ölürken alakası olmadığını anlarsın.
0
Lim5
(25.09.18)
“Ölmek peyderpey olunca adı yaşamak oluyor” diye bir aforizma da mevcut ama bunlad yaşam ve ölüm tanımının, tarifinin kişi için nasıl olduğuyla alâkalı.

Biyolojik olarak evet, ontolojik olarak asla!
0
levent bilgen
(26.09.18)
aynı zamanda bir sevmek bin defa ölmek demektir.
0
teritori
(26.09.18)
"Belki de oksijen ortalama 70 yıl sonra öldüren bir zehirdir" diye bir söz de var. Ama, yaşamak yavaş yavaş ölüyoruz gün geçtikçe.
0
ceyhan prensi adana
(26.09.18)
(13)

Atatürk harf inkılabına neden ihtiyaç duydu?

levent bilgen
1)Tarafgirlik, partizanlık, gereksiz mübalağa ya da eleştiriden uzak; nesnel bir dil ve tavırla bunun sebebini açıklayabilir misiniz? 2)Sizce amacına ulaştı mı? Dilimiz işlevselleşti mi? Anlatımı zenginleşti mi? 3)Yeni nesillerle eski nesiller arasında Türkçe konuşma ve kullanım derinliği açısından
1)Tarafgirlik, partizanlık, gereksiz mübalağa ya da eleştiriden uzak; nesnel bir dil ve tavırla bunun sebebini açıklayabilir misiniz?

2)Sizce amacına ulaştı mı? Dilimiz işlevselleşti mi? Anlatımı zenginleşti mi?

3)Yeni nesillerle eski nesiller arasında Türkçe konuşma ve kullanım derinliği açısından ne gibi farklar var? (Eskiler kelime dağarcığı çok daha zengin ve rafine bir Türkçe konuşuyorlardı, şimdiki toplum ortalaması 250-300 kelime ve en çok kullandığımız kelime “şey” imiş yabancı kaynaklı bir araştırma komisyonuna göre. Ama bu erozyonu Atatürk’le ilişkilendiremeyiz kanaatindeyim.)

Açıklamaya çalışalım, politize etmeye değil.
0
levent bilgen
(25.09.18)
Hiçbir kültür bütünüyle geri (gerici) olamaz. Kültür çok uzun bir geçmişin ürünüdür. Mekanik bir anlayışla kültür ithal etmek, bir tüketim malı ithalinde olduğu gibi kültür ithal etmek, bilimsel değildir. Bizim aklıevvellerimiz (resmi ideoloji üreticileri), zaten kültürün Arap ve Fars karması, melez bir kültür olduğunu
ve Türk kültürünün baskı altında tutulduğunu, dolayısıyla bu kültürden radikal bir kopuşun ileri bir adım olduğunu ısrarla ileri sürüyorlar. Osmanlı kültüründen radikal bir kopuşla "boşalan yerin" nasıl doldurulacağı sorusuna ise inandırıcı cevap veremezler. Ama "Güneş-Dil Teorisi" gibi gariplikler üretmelerine ne demeli?
"Tarih Tezi" gibi saçmalıklar üretmekle mi boşluk doldurulacaktı? Elbette bunun, kendine dönmek, benliğe
dönmek olduğu ileri sürülüyor. Doğu İslam kültüründen radikal kopuş "milliyetçilik" sayılırsa, kendim emperyalist kültürün kucağına atmak ne olur? Boşluğun Batı burjuva kültürüyle doldurulması olmaz mı?

Bu bağlamda ani bir kararla, Arap harflerinin atılarak yerine Latin harflerinin alınması bir talihsizlik olmuştur. Genç nesiller, yüzyıllardır birikip gelen kültür mirasının dışına atılmışlardır. Arap harflerinin yerine Latin harflerini
alınmasına gerekçe olarak da, bu alfabenin zorluğu ileri sürülüyor. Oysa, bir ülkede okuma yazma bilmeyenlerin çokluğunu veya azlığını alfabeye bağlamak inandırıcı değildir. Latin harfleri alındıktan sonra da
oku-ma-yazma bilmeyenler büyük bir oran oluşturmaya devam etti. Sorunun çözümü alfabeyle değil, doğrudan eğitim politikasıyla ilgilidir. Aksi halde dünyanın en karmaşık alfebelerinden birine sahip olan Japonların okuryazarlık
sıralamasında sonlarda yer almaları gerekirdi... Üstelik, yaşam boyu hemen hiç ya da pek az okuyan kişinin belirli yaşlarda okuma-yazma öğrenmesi de sanıldığı kadar önemli değildir. Okuma-yazma bilmekle ilgili tartışmaya burada girmemiz gerekmiyor.


Bir toplumda devrimden söz edebilmenin koşulu, tarihsel olarak geri toplumsal sınıfların etkisizleştirilip daha ileri sınıfların toplumsal süreci belirler hale gelmesidir. Mustafa Kemal bu anlamda hiçbir köklü yeniliğe
yanaşmadı. Zaten toplumsal güç dengeleri ve geçerli hakim sınıf ittifakı köklü dönüşümlere asla izin vermezdi. Toplumsal (egemen) sınıfların gücü onun kişisel iradesinden daha önemliydi.

Böylesi bir ortamda (üretim ilişkilerine dokunmadan) yapılan "inkılaplar", Türkiye'nin az gelişmişlik yolunda daha hızlı
ilerlemesinden öteye bir anlam taşıyamazdı. Latin harflerinin Arap
harflerinin yerini alması kitlelerin yaşam koşullarında bir iyileşme sağlayabilir miydi? Yoksul köylüye toprak ve toprağı işleyecek araç gereç sağlanıp, ağaların ve tefecilerin sömürü ve baskısından kurtarılsaydı, işçilere sendikalarını, öz örgütlerini vb. kurma yolu açılsaydı emekçi kitleler için gerçek anlamda "inkılaplardan" söz edilebilirdi.
0
biravekahve
(25.09.18)
yazdiklarin harf degil dil devrimiyle ilgili daha cok. ben bunu olumlu buluyorum. turkce sozcukler yerine farsca, arapca dolmus ozellikle elit kesimin lugatinda.
harf inkilabina gelince osmanlida okuma yazma orani cok dusuktu arap alfabesinden dolayi argumani bana da inandirici gelmiyor. sonucta ben kucukken camiye gittigimde 2 haftada ogrendiysem bu oranlarin dusuklugunun ne alakasi var alfabenin zorluguyla. cevap veren olursa ogreniriz.
0
000000
(25.09.18)
alfabenin degismesiyle, dil devriminin bir alakasi yok aslinda. dil devrimi yapanlar salakti. alfabenin degismesi iyi oldu araplara degil batililara yakiniz imajiydi bu. ki cidden diger alfabe zor. ama konusulan dilin degismesi, ozturkce safsatasi tammamen ideolojik. elle tutulur tek bir yani yok. ataturk de onaylamiyordu. o uydurulan kelimelerin birini bile kullanmadi. nutuk'u yky gunumuz turkcesine uyarlanmistir diye basmis gecen gordum. bu dil degismesi sacmaligina ataturk'un nasi tepki verdigi falih rifki'nin anilarinda var. insanlara bunu anlatmak cok zor ama yallah arabistana filan diyorlar. gezi parki olaylarini iktidarin diliyle okuyan cocuklara da yarin obur gun laf anlatilmayacak mesela. akademik olarak arastirip okumak lazim. etimolojik hicbir dayanagi olmayan kelimeler uydurdular arap kokenli sozcukler kullanilmasin diye. uc kurus bes kurus karsiliginda tdk'ya kelime uyduran tipler vardi. uzun hikaye bunlar 61'de tamamen degisti zaten akademik makale okuyun uzun hikaye bunlar..
0
mula
(25.09.18)
harf inkılabının sözlü dille alakası yok. günde 250-300 kelimeyle konuşan neslin bambaşka sorunları var. aslında bunu başka türlü tanımlardım da argo diye hemen siliyorlar. Şu an argosuz tanımladım.

Dilin anlatımı harf inkılabı ile gelişmez. Anlatım kültürün bir parçasıdır. Türkiye'de arapça harflerle gelişmeyen anlatım araplarda gelişmişti zamanında. Bu salt alfabe alakalı değil.

harf inkılabını da "arap alfabesini ben öğrendim yea o kadar da zor değil" diyerek de incelemek zor.

harf inkılabı "bence" batıya yüzünü dönme hamlesiydi. ama sizin sorduğunuz şeyler atatürk'ün dil üzerinde yaptığı şeylerin sonuçları daha çok.

dil üzerinde yaptığı değişiklikleri neden yaptığını soruyorsanız şayet şunu deneyin.

türkçe dinlediğiniz bir hikayeyi, kril alfabesi kullanarak, portekizce anlatın.

bu sorunun giderilmesi ve bir dil kültürünün geliştirilmesi amacıyla bir çok çalışma yapıldı.

bir dili yabancı etkilerden tamamen arındıramazsınız. Fakat bir kültürü arındırabilirsiniz. Atatürk dildeki Türkleştirme ile arap ve fars kültürünün etkisini de kırmayı planladı bana göre. Başarılı oldu mu? zamanında olmuştu. Ama yaptıklarını anlayacak kimse çıkmadığı için tekrar arap kültürünün kucağına düştük.
0
godsparticle
(25.09.18)
Eskiler kelime dağarcığı çok daha zengin ve rafine bir Türkçe konuşuyorlardı.

Gören de dil devriminde önce ülkeden Tolstoyar, Balzaclar, Hugolar çıkıyor zannedecek, o zamanlar da cahil bir toplumduk şu anda daha cahil bir toplumuz; bunun harfle, dille alakası yok; cahil olunca cahil oluyorsunuz, ister Ugandanca olsun ister Sümerce bunlar araçtır sadece bilgiye ulaşmak için, bilgiye ulaşma vizyonunuz olmayınca uzaylı dili öğrenseniz boş.
0
gezegen olan pluton
(25.09.18)
@gezegen olan pluton Hangi mağarada yaşıyorsun bilmiyorum ama 40’ların, 50’lerin, 60’ların hatta 70’lerin İstanbul Türkçesine, o zamanın edebî eserlerindeki dile, üsluba, anlatım zenginliğine zerre kadar vakıf olsan ve şimdiki durumla karşılaştırsan böyle cahilane yorumlar yapmazdın. Kendini o kadar da yalıtma yani cahil addettiğin güruhtan, pek yabancı olmadığın, mesnetsiz kaynaksız üfürmenden, kesme işaretini bile kullanmaktan aciz oluşundan belli.

Şu sıralar Atatürk’le ilgili kitaplar okuyorum, bu konuya özellikle ehemmiyet veriyor ve sebebini bilsem de daha önce okumuş/araştırmış insanların fikirlerini, vardıkları sentezi öğrenmek istiyorum. O yüzden şahsın da üslubun da tavrın da konuyla alakasız.
0
🌸levent bilgen
(25.09.18)
1- araplar'dan mumkun oldugu kadar uzaklasmak icin atilan adimlardan biri.
2- gunumuz turkiye'sine bakinca malesef hayir.
3- ayni erozyon diger dillerde de var, sadece turkcenin problem degil.
0
cooperr
(26.09.18)
@godsparticle
burada olsun cesitli ortamlarda olsun onlarca kisi yazmistir daha once alfabe yuzunden osmanli'da okuma orani cok dusuktu o yuzden devrim yapildi diye. ben de ilkokulda camiye giden cocuklar kisa surede ogreniyor dedim. bu arguman yanlis mi simdi? nesi yanlis? harf devrimi siyasidir sonucta.
uydurma sozcukler bence gayet iyi. sozcuk kelimesi mesela osmanlida var miydi?kelime uydurmazsan saf turkce yetersiz bir dil.
0
000000
(26.09.18)
boğazımıza kadar araplığa battığımız şu günlerde hala bunun kıymetini anlamadıysan yapacak birşey yok.
0
titiraprap
(26.09.18)
Konunun farklı bir tarafından bahsediyorum belki ama dil devrimiyle bağlantılı. anadili konuşucuları kelimeleri birbiriyle ilişkilendirir ve sözlükçesine (beynindeki sözlük diyebiliriz buna) alır. şimdi her ne kadar kelimeleri bilsek de biz arap değiliz ve arapçadaki kelime ilişkilerinden büyük ölçüde haberdar değiliz. demek istediğim ktb kökünden türetilen kitap, katip, katibe, kütüphane gibi.

dil devrimiyle bir türk'ün sözlükçesindeki kelimeler arası bağlantı artırılmıştır. yaz kökünden türetilen kelimelere bakalım. yazı, yazıcı, yazar, yazgı, yazın vb.

şimdi bu kelimelerin arapçalarına bakalım. eskiden yazı için inşa, yazıcı için katib, yazar için müellif vb kelimeler kullanılırdı. peki günümüz türkçesinde yaz- kökünden türediği açıkça belli olan kelimelerin yerine arapçalarını kullandığımızda ne oluyor? o sözcüklere olan erişimimiz azalıyor.
bunu şöyle düşünebiliriz. ortak kökten gelenler bir gruptaysa eğer biz anadili konuşucuları bir gruba tümüyle/çoğunlukla ulaşabiliyoruz ama bu sözcükler farklı dillerden gelen kelimelerden oluşursa aralarındaki bağlantıyı kuramıyoruz. bu da bizim düşünce biçimimizden tutun da fikir ortaya koymaya kadar her şeyi etkiliyor.


küçük bir not: rafine dilden kastınız ne bilmiyorum ama özellikle servet-i fünun dönemini incelerseniz şairlerin kendilerinin uydurdukları sözcükler ve tamlamalar olduğunu görürsünüz. tabii ki dillerdeki sözcüklerin çoğunluğu uydurmadır. biz masaya masa dediğimiz için masa, çorap desek çorap olur. bu da dilin nedensizlik ilkesinden dolayıdır ama benim burada anlatmaya çalıştığım konu farklı.
umarım anlatabilmişimdir.
0
gadjodilo
(26.09.18)
Politik amaçlarla yapılmış bir devrimi politize etmeden nasıl açıklayacağız? "Politize etmek" kavramına olumsuz bir anlam yüklediyseniz, şunu hatırlatmak isterim: Bu konu öyle bir konudur ki, onu politize etmeden açıklamaya çalışan, onu olumsuz anlamda "politize etmiş" olur.

1. Harf Devrimi'nın temel sebebi elbette "Batıcılık"tır. 1830'lardan beri kalabalıkların ve aydınların büyük bir kısmının yalnız üstyapısal anlamı ile kullanıp tartıştığı bir kavram olarak bırakmayalım bunu, üretim ilişkilerine bakarak anlamaya çalışalım.

Tüm kazanımlarını kabul etmekle birlikte, Cumhuriyet için bir burjuva devrimi diyebilir miyiz? Yoksa burjuva toplumu kurmaya niyetli bir kadro devrimi midir? Veya "Kemalist" sözcüğünün hakkını verecek kadar tepede yalnızlaşmış bir Mustafa Kemal mi vardır? Tüm bu sorulara verilecek cevaplar sayfalar tutabilir. Yalnız özel olarak sorunuza verilen cevaplar arasında da gördüğüm yanlış, Mustafa Kemal'in üretim ilişkilerinde herhangi bir yeniliğe yanaşmadığı biçimindeki, güya Marksist, aslında üstyapıyı temelden ayırıp havada bırakan tezdir. Biraz önce kapsamını belirleyemediğimiz iradenin somut eylemlerini ve amaçlarını, tarih bilimi sayesinde biliyoruz: Bu iradenin, İzmir İktisat Kongresi ile çubuğu açıkça kapitalizme kırdığını da... Kapitalistleşmenin olmazsa olmazı ilkel sermaye birikimi ve merkezileşmedir, yani ulus devlet.(Unutmayalım, milliyetçiliği düşünce dünyamıza armağan eden en büyük burjuva devrimi olan 1789'dur.) Kapitalist üretim tarzı ve ulus devlet örgütlenmesi için; yalnız kurumlar nezdinde bir merkezileşme yetmez, ideolojik mücadele de gerekir. Bu yüzden Harf Devrimi, Şapka Devrimi, Tevhid-i Tedrisat Kanunu vs. bütün köklü değişiklikler Osmanlı'nın, İslam ve Araplık etkisindeki, eski yarı-merkezi feodal yapısını yıkmaya ve yerine yeni tarzda bir üretimi koymaya yönelik girişimler olarak okunabilir. Bu girişim; kimisi için artık mezar taşlarını okuyamamak, kimisi içinse -kadınlar- okula gidebilmek ve seçme seçilme hakkına sahip olabilmek anlamına geliyordu. Ne olursa olsun, yaratılmak istenen, tastamam yeni ve özgün bir kimliktir. Harf Devrimi'ni diğer yeniliklerden ayırarak değil, ancak bu bağlamda doğru anlamlandırabiliriz.(Not: Türkiye'de kız okulları henüz Osmanlı yıkılmadan açılmıştır, kadın mücadelesi de Cumhuriyet'ten önceye dayanır. Fakat kadının okuldan başlayarak sosyal hayata tastamam girişi Cumhuriyet'in iradeciliği ile gerçekleşti. Harf Devrimi, gericilik saydığı ne varsa onu hallaç pamuğu gibi atmaya çabaladığından, bu iradeciliğin kollarından biri sayılmalı. Biri çıkıp buradan itiraz etmeye kalkar diye doldurdum bu parantezi.)

2. Bu soruya önce, ilk cevapta tarif ettiğim amaca göre cevap vermeliyim. Diğer devrimlerle birlikte, geniş çaplı bir kültür devrimine yardımcı oldu ise amacınına ulaşmış gibi duruyor. Dağınık etkiler müstesna olmak üzere eğitimi, özel olarak akademiyi ve edebiyatı dolaylı olarak laikleştirdi; hâliyle bu araçların aktarımları ile donanmış kentli kalabalıkları yarattı.

Harf Devrimi'nin dilimizi işlevselleştirip işlevselleştirmediği, tek başına, tasfiye olan sözcüklerle değil; devrimin, kitleleri içine taşıdığı yeni kültür dairesi göz önüne alınarak anlaşılabilir. Böyle bir uğraşın hakkını ancak bir doktora tezinin verebileceğini düşünüyorum. Yalnız Harf Devrimi'ne eşlik eden özleştirme politikası -Güneş Dil Teorisi değil- pek çok sözcüğün kaderine terk edilmesine yol açmıştır, buradan işlev üzerine bir şeyler çıkabilir. Bu sözcüklerin de, dilce kitlelerden kopuk Osmanlı Edebiyatı'nın -Hem Divan hem Tanzimat, hem "ara dönem" hem de Hem Servet-i Fünûn- kaybı mı yoksa okuyucunun kaybı mı olduğu tartışmalıdır. Buradan dilin işlevi denince "yüksek" bir edebiyatı anladığımız sonucu mu çıkıyor? Divan Edebiyatı mı, günümüz Türkçesi mi Yunus'a yakındır, tartışalım. (Dil tartışmalarında öldüren bir referans olarak Yunus...)

3) En zor soru bu, hâlâ yaşayan bir nesli haritadaki yerine yerleştirmek güç. Genel olarak bu neslin dille ilişkisi kopuktur. Pisa sonuçları fecaat, ana dillerinde okuduklarını anlamıyor çocuklar. Okumayan nasıl konuşabilsin? Hâliyle eski nesillere kıyasla, kullandıkları sözcüklerin sayısı da, bu sözcüklerin besleyeceği, ince anlam ayrımları da az. Gün aşırı olmadık birleşik fiiller üretiyor, İngilizce ünlem ve vecizlere gittikçe alışıyorlar. Şükür ki dahi anlamındaki de/da'nın ve bağlaç olan -ki'nin yazılışını öğrendiler.

Hem çevremdeki yaşlılarla konuşurken hem de eski nesillerin yapıtlarını okurken akıp giden bir dil gözlemliyorum. Sözcükleri kolayca buluyorlar; ince anlam ayrımları dedim biraz önce, benzer durumları özgünleştirecek daha fazla sözcük var dağarcıklarında, yeni nesle göre. Düşük cümle kurmaya kalkışacaklarsa da söz diziminin üstesinden rahatlıkla geliyorlar. Üstüne, birkaç cümleyi aşan bir yazıda veya konuşmada dağılmadan, bağlamı koruyarak ilerleyebiliyorlar. (Gözlemler "ortalama" yaşlılar ve gençler için geçerli. Her iki taraftan da -iki tarafa indirgemek de hatalı gerçi- bu ortalamanın altında ve üstünde yer alacak örnekler çıkabilir.)

Bu farkların başrolünde 12 Eylül'ün kökünden uzayan dallar; o günden bugüne yeğlenmiş tüm eğitim politikaları ve liberal medya -dün tv'ler, bugün internet- var. Ancak öte taraftan o "internet"te de/da duyarlılığını aşan bir okuma aşkı da yükseliyor. Umutlu olalım, yeni nesillerden başka, işlevsel bir dili adım adım kuracak kimsemiz de yok üstelik. Becerebilirlerse zihnimizde yeni pencereleri onlar açacaklar.
0
hikmet iv
(26.09.18)
hatayi biz en basinda yaptik, araplarla ayni alfabe paylasarak.
0
icim urperiyor
(26.09.18)
1- bunun sebebi hakkında iki görüş var; birincisi okuma yazma öğretmenin kolaylaşması ve yaygınlaştırılması. ikincisi de Arap dünyası ile bağımızın kesilip batı dünyası ile bağ kurma isteği. bence ikincisi baskın. yoksa çin bu alfabe ile ilerlediyse, rusya Kiril alfabesi ile uzay yarışını kazandıysa, ilki çok da mantıklı değil.

2- dilimiz zenginleşti, ama alfabe sebebiyle mi, bilemiyorum. yani Tevfik Fikret şiirlerini Osmanlıca alfabe ile yazdı, zengin değil miydi? Ama latin harfleri ile yazıp çizmek batı ile daha kolay bağ kurmamızı sağladı. O açıdan başarılı oldu. Bugün Ingilizce öğrenirken bir de alfabe öğrenmeye uğraşmıyorsak başarılı olmuş demektir.

3- konuşma derinliğinin kullandığın alfabe ile alakası yok. eski nesiller çok daha ağdalı bir dil kullanıyordu. daha çok Arapça-farsça sözcük kullanıyordu, şimdi bambaşka karışımlar var.

bir de eskiden o 300 kelime ile konuşan kesim köylerde olduğundan fazla görünmüyordu, şimdi hepsi kentlere geldi. eskiden her köyde okul varken şimdi bunlar kapatılıyor. şu eğitim sisteminde liseden mezun olan ortalama bir kişi anadilinden kendisine sorulan soruların %90 civarını yapamıyor derken bok oldu tabi.
0
babilbaligi
(26.09.18)
(13)

Harry Potter serisinden hoşlanmamak

monogram
Selamlar,Harry Potter roman serisinden hoşlanmayan var mı aranızda? Varsa sebepleri ile paylaşabilir misiniz?Teşekkürler.
Selamlar,

Harry Potter roman serisinden hoşlanmayan var mı aranızda? Varsa sebepleri ile paylaşabilir misiniz?

Teşekkürler.
0
monogram
(25.09.18)
hoşlanmama demeyelim de hiç ilgimi çekmedi.
"lan bu neymiş acaba" diye bir sahnesini dahi izlemedim.
kitaplarının bir yaprağını bile okumadım.

yüzüklerin efendisi çocuğuyuz biz :)
0
teritori
(25.09.18)
Harry Potter karakteri dışında kimseyi bilmem. izlemedim, kitaplarını okumadım. hiç ilgimi çekmedi cidden.
0
teknikekip
(25.09.18)
teritori +1

bana hep çocukça gelmişti hala da öyle gelir. harry potter ve voldemort dışında hiçbir karakterini bilmem.
0
jugador
(25.09.18)
Seriye bayılıyorum. Nedense Yüzüklerin Efendisi'ni çok seven biri Harry Potter'a burun kıvırabiliyor. Yakın bir arkadaşım da pek sevmez Harry Potter'ı. O da Yüzüklerin Efendisi hastası çünkü :(
0
m e b
(25.09.18)
ben de "harry potter" dendiği vakit "yüzüklerin efendisi"nden bahsedilmesini anlayamıyorum hala. sürekli bir lotr serisiyle kıyaslama var. ikisinin birbirinden farklı ve biricik olduklarını ne zaman algılayabileceğiz acaba? neden bir seri, başka bir seriyle kıyaslanmak zorunda? yüzüklerin efendisi ile harry potter'ın ne alakası var?

harry potter'ı neden sevmiyorsun'un cevabı, yüzüklerin efendisi'ni seviyorum olmamalı. edebi dilinden-üslubundan, karakter gelişiminden, kurgusundan bahsedebilirsin anca.
0
nice tnetennba
(25.09.18)
Fantastik, gerçeküstü ve hayata dair bir şeyler söylemeyen hiçbir tür ilgimi çekmiyor.
0
levent bilgen
(25.09.18)
çocukça geliyor. fantastik dünyası da bence yeterince geniş değil.
0
insan opusen hayvandir
(25.09.18)
Aslında "ikisi de birbiriyle alakasız" demek edebi açıdan çok da gerçekçi değil zira "monomyth/ hero's journey" şemasını takip ettikleri için temelde aynı kavramları ele alıyor ikisi de (keza Star Wars da veya Matrix de öyle). Ben de Harry Potter'ı 25-26 yaşından sonra okudum ilk defa, daha önce çok burun kıvırırdım. İnsanın fikri değişebiliyor.

Ama ablam veya en yakın arkadaşımı hiç sarmadı mesela. (LOTR da, Star Wars da, Harry Potter da sarmadı onları yani)

Aradaki fark LOTR'in üst seviye bir entelektüel anlayış gerektiriyormuş gibi, Harry Potter'ın ise basit sihirli mihirli çocuk romanı olduğu şeklinde sunulması yatıyor olabilir diye düşünüyorum.
0
sopiro
(25.09.18)
ben lotr daha çok seviyorum ama harry potter da çok seviyorum. harry potter'ı sevenler genelde 10-20 yaşları arasında kitapları okumuş ya da filmleri izlemiş ve tüm çocukluğu-ergenliği bu seriyle geçmiş insanlar. benim şansıma lotr de o zamanıma denk geldi filmin çıkışıyla beraber, ikisini birlikte çok sever oldum. büyüdükçe lotr evrenine diğer kitaplarla dahil oldum evrenin derinliğini ve altmetinleri hakkında daha çok fikir sahibi oldum; haliyle biraz daha oraya kaydım ama harry potter da tüm çocukluğumu hatırlatıyor bana, o an okurken aldığım zevkin tadı hala damağımda, hala da açıp okurum.

genel kanı açısından ise sopiro +1, lotr sevince fularlı entel harry potter sevince ergen fanboy/fangirl olacağını düşünenler kendini harry potter'dan sıyırmaya çalışıyor.
0
Bruce
(25.09.18)
En sevdiğim tür fantastik kurgu diyebilirim. fantastik kitapları severim, oyunları, filmleri bu türe ait neredeyse her şeyi...

Fakat Harry Potter sevmiyorum. Bana nedense çok çocuksu geliyor. Belki bu seri çocuk olduğum dönemlere denk gelseydi sevebilirdim. içinde özdeşleşebileceğim bir karakter barındırmıyor. o yüzden sevmiyorum sanırım.
0
draconas
(25.09.18)
sırf izlemiş olmak için izledik ama çok da ilgimizi çekmedi açıkçası vakit geçirdik oldu bitti bizim için sorsan hatırlamam sahnelerini bir LOTR değil kesinlikle.
0
basond
(25.09.18)
fantastik filmleri, kitapları ilk anda sevdim sevdim sev(e)mediysem bir daha asla seyredemiyor/okuyamıyorum. sıkılıyorum. harry potter serisi de sıkıldıklarımdan.
0
naksidil
(25.09.18)
Fantastik filmleri bile çok sevmzken ve okunacak o kadar kitap varken sanırım yedi ciltlik bir seriye vakit ayırmayı çok istemedim.
Hem bana hep şöyle gelir, HP'yi insanlar hep küçükken okumuş etmiş, filmlerini izlemiş hatta aynı evrendeki filmleri kazık kadar insanlar hala heyecanla bekliyor içinde hepimizin tanıdığı karakterler olmamasına rağmen.
0
black holes in the sky
(25.09.18)
(5)

Evrimle ilgili bir şeyi anlamıyorum

voyager 1
Biraz önce başka bir arkadaş şu belgeseli paylaşarak bir soru sormuş:https://www.youtube.com/watch?v=5_uO-JBjBjUBen de izlemeye koyuldum ve ilk birkaç dakikasında zaten kafamı kurcalayan bir şeyle karşılaştım. İlk hücrenin oluşumundan bahsediliyor ve daha sonra o hücrenin kendini klonlaması anlatılı
Biraz önce başka bir arkadaş şu belgeseli paylaşarak bir soru sormuş:

www.youtube.com

Ben de izlemeye koyuldum ve ilk birkaç dakikasında zaten kafamı kurcalayan bir şeyle karşılaştım. İlk hücrenin oluşumundan bahsediliyor ve daha sonra o hücrenin kendini klonlaması anlatılıyor. Hücrenin kendini klonlama “kararı” alması nasıl gerçekleşiyor? Bu da organik moleküllerin rastgele bir araya gelip hücreyi oluşturması gibi bir süreç mi? Genlerin mesajları ve talimatları ilettiği söylenmiş mesela, bu nasıl gerçekleşiyor, o görevi nasıl ediniyor o moleküller? Mesela o tek hücrenin tesadüfen kendini klonlamaması durumunda asla çok hücreli canlı durumuna geçilemeyecekti öyle mi?

Bu konuya meraklıyım ve bilim ne derse onu doğru kabul etme eğilimindeyim. Aydınlatırsanız sevinirim.
0
voyager 1
(23.09.18)
Bu sorunun cevabini tam olarak anlamaniz icin biyokimya ogrenmeniz gerekir. Bu sureclerin hepsi molekuler surecler. Kimsenin karar aldigi falan yok. Aslinda olay kimyasal tepkimelerin gerceklesmesinde sakli. Ornegin, yangin dedigimiz sey oksijen ile iliskili, ortamda oksijen oldugunda ve baska birtakim kosullar gerceklestiginde yangin cikiyor ve bu bir kimyasal tepkimenin sonucu. O hucrenin kendini klonlamasi da benzer sekilde bir dizi tepkimenin gerceklesmesinin bir sonucu. Bu tepkimeler genellikle birbirini tetikliyor zaten.

Konuyla ilgiliyseniz Lehninger Biyokimya kitabinda canliligin baslangici cok guzel anlatilmisti. Internetten bulabilirsiniz.
0
evrim halkasi
(23.09.18)
Evrimin, canlının hücrenin öncesinde hiçten nasıl bir evren oluştu onun üzerine ortaya atılan teorileri düşünmen anlaman gerek.

evren 'altın koşullar'ın sonuçlarının bir birikimi şeklinde düşünülebilir:

www.ted.com
0
idexo
(23.09.18)
olayı şöyle düşünün bir sürü hücrenin bir şeyler yaptığını ama en sonunda bölünme hareketini yapanların yaşamlarını devam ettirebildiğini; yani karar alma diye bir şey yok herkes bir şeyler deniyor tutturanlar yaşamlarını bölünerek uzatabiliyorlar; tabii bu deneyler milyonlarca yıl sürebiliyor, tesadüf ama o kadar zor bir tesadüf değil. Bir kumarhanede milyon kere kolu çekseniz illa ki birden fazla kez kazanırsınız gibi düşünün.
0
gezegen olan pluton
(23.09.18)
@gezegen olan pluton çok güzel anlatmış. Evrimle alakalı okumaya devam ettikçe zaten ana fikrin bu olduğunu göreceksiniz. "Bir kumarhanede milyon kere kolu çekseniz illa ki birden fazla kez kazanırsınız gibi düşünün." bu düşünce tarzı, evrimde takıldığınız her noktada sorunuzu cevaplandıracaktır.

Niye 2 gözümüz var? Aynı soruyu sorunca cevabınızı alırsınız. Çünkü 2 gözü olmak, doğada avantaj sağlamış ve 1-3-etc gözü olanlara karşı bize üstünlük vermiş ve soyumuzu devam ettirebilmişiz (örneğin basitliğinden ötürü kusuruma bakmayın). Ana mantık bu.
0
gonion
(23.09.18)
Evrim canlılığın nasıl oluştuğuna, fiziksel anlamda maddenin içinde canlılığın nasıl hasıl olduğuna cevap vermez. Sadece biyolojik bir süreci ifade eder.

İzleyiniz: youtu.be 10. dk’dan itibaren
0
levent bilgen
(23.09.18)
(9)

Evde olmak mı dışarda olmak mı?

ms brownstone
Hangisi sizce? Ve evde olmaksa evde, dışarda olmaksa dışarda neler yapmak?Son olarak da bu hafta sonu için hangisi?
Hangisi sizce? Ve evde olmaksa evde, dışarda olmaksa dışarda neler yapmak?

Son olarak da bu hafta sonu için hangisi?
0
ms brownstone
(22.09.18)
Bugün ev. yarın dışarda
0
benaslindayohum
(22.09.18)
Çok yorucu geçti bu hafta. o yüzden bugün ev, yarın dışarısı daha mantıklı
0
MaNOfTheYear
(22.09.18)
Ne kadar yorgun olsam da disarisi diyorum! Ev beni darliyor. Hicbirsey yapmasam da sahile oturup martilara bakarim.
0
superfluid
(22.09.18)
genel olarak ev insanıyım ama yine de bu soruya net cevap veremem. bazı zamanlar eve girmek istemiyorum, bazen evden çıkmak istemiyorum. ikisi de bize bahşedilmiş güzellikler bence, faydalanmalıyız. karşılaştırmam. ikisini de evladım gibi severim ama evde daha çok vakit geçiriyorum çünkü genelde yalnız kalmayı, belirli şeylere odaklanabilmeyi ve onlarla vakit geçirebilmeyi seven biriyim - dışarıdayken bu imkân çok kısıtlı oluyor.

bu hafta sonu ev. çalışmam gerekiyor. üstüne odayı falan toparlamam, temizlemem lazım. pazartesi okul açılıyor. kitap defter falan alırım hazırlık yaparım eheh çok heLecanlı.

bence hafta sonu içeride, hafta içi dışarıda olmak daha keyifli. hafta içi zaten ister istemez sürekli dışarıdasın. iki bira içeceksen veya dolaşacaksan, eğer geceye kadar çalışmıyorsan, işten/okuldan çıkıp direkt yardırmak daha makul geliyor bana. hafta içini heyvanlar gibi aktif yaşamak, hafta sonu da camış gibi yatıp kendine vakit ayırmak, duvarları izlemek, "ooh ev ne güzel lan yatıyom hehe" demek bence en tatlısı. en azından benim için.
0
der meister
(22.09.18)
Biriyle, birileriyle ya da tek başına, hangi şartlarda olduğuna göre cevabı çok değişken bir soru.

Bu hafta sonu için konuşacak olursak bence yılın en güzel günleri. Hava da güzel. Sonbaharı çok seven biri olarak tabii ki dışarıda mevsimin tüm güzelliklerinin tadını çıkararak geçirmek daha da mantıklı.
0
levent bilgen
(22.09.18)
istdaysan bugün asla dışarı çıkma çünkü ulaşım yüzde elli indirimli vatandaş dışarıya hücum etmiş, yarın çıkabilirsin ama.
0
blue rebel motorcycle club
(22.09.18)
der meister +1. Nerede oturduğun çok önemliymiş ayrıca. Bahçeşehirdeyken hafta içi işten çıkıp taksime gelen insanken beşiktaşa taşınınca çok kalabalık ayh!! olmaya başladım. Son aylarda atom karınca filan olduğumu sandığımdan bugünkü planım kendimi bir koltuktan ötekine atmaktı ama olduramadım. O yüzden bugünün çoğunda ev, yarın anne baba evi. Ne yapsak ki diyenler için bu hafta sonu kahve festivali devam ediyor :)
0
saveur
(22.09.18)
Bugun disari yarin ev. Bugun disarida bilumum isleri halletmek, yarin evde guzel bi kahvaltinin ardindan camasir, utu, temizlik yapip sonrasinda kanepede yayilmak.
0
dedim ben sana
(22.09.18)
Genelde cumartesi günleri evde geçiyor. Akşam da kendim ya yürüyüşe çıkıyorum ya da arkadaşlar ile plan program olursa katılıyorum. Pazar günleri de kendime gir rota çizip geziyorum dolaşıyorum. Hafta sonu full evde geçince hiç tatil yapmadan pazartesi sabahı işe gidiyormuşum gibi geliyor
0
gazozailacatmauzmani
(22.09.18)
(7)

Devlet neden gıda ve tarıma müdahele etmiyor?

levent bilgen
Ciddi bir kısmı ithal edilen, doğurgan olmayan ya da hibrit tohumlardan insan vücuduyla alakası olmayan bir dolu kimyasal ara formla şişirilen, hormon, GDO, glikoz/fruktoz şurubu, koruyucu, monosodyum ve bir dolu sağlıksız türevleriyle üretilen ve gıda demeye bin şahit, insan vücudunu aslında hiç de
Ciddi bir kısmı ithal edilen, doğurgan olmayan ya da hibrit tohumlardan insan vücuduyla alakası olmayan bir dolu kimyasal ara formla şişirilen, hormon, GDO, glikoz/fruktoz şurubu, koruyucu, monosodyum ve bir dolu sağlıksız türevleriyle üretilen ve gıda demeye bin şahit, insan vücudunu aslında hiç de beslemeyen, tamamen negatif etkileri hasıl eden; devamında da başta kanser ve tiroid olmak üzere ve bunların da sebep olduğu bir sürü hastalığa davetiye çıkaran, erken yaşlandıran, depresif yapan ve daha onlarca başka zararları olan bir beslenme(?) düzeni içerisindeyiz.

Herkesin malumu olmasına rağmen devlet neden uzun vadeli, kalıcı bir politika üretmiyor? Aracılar, komisyonerler ve bunlardan rant sağlayanlarla ilgiliyse halk neden doğru dürüst, sistemli bir ses çıkarıp tavır koymuyor?

Bu korkunç bir cehalet tezahürü! Kendini entelektüel, okur-yazar sayanların da atalete düştüğü, “yapacak bir şey yok” dediği bir konu. Ama istediğiniz kadar bahane üretip konfor alanınızdan çıkmayın, yediğiniz/içtiğiniz her şey mutlak matematiksel bir ilişki şeklinde size geri dönüş yapacaktır.

Genç genç insanlar dünya kadar şekerli abur cuburu, kolayı vb. şeyleri tüketip gözle görülür ölçüde erken yaşlanmaya başlıyorlar. 90’lı yılların dizilerini açıp bakarsanız akranlarınızın ya da o zamanın orta yaş insanının çok daha genç, dinç ciltleri ve dış görünüşleri olduğunu görürsünüz. Tonla örnek verebilirim buna. Doğru yaşam şekli ve beslenmeyle genetik faktörleri bile alt eden insanlar var.

Sadece beslenme ve yaşam düzenini değiştirerek tiroid hastalıkları, tip 2 diyabet ve başka bir sürü hastalık kendiliğinden, ilaçsız; modern tıbbın tüccar, hastayı gerçek anlamda umursamaz, skoratif tahakkümüne bulaşmadan iyileşebiliyor.

Devlet bunların hepsinden haberdarken uzun yıllardır neden sonuç odaklı, gerçekçi bir tavır alıp müdahele etmiyor sizce? Nüfus arttı, daha fazla arz gerektiği için seri üretim mantığı işliyor derseniz de milyon tonluk israf verileri, istatistikleri ortada.
0
levent bilgen
(11.09.18)
hedefleri, turkiye'yi daha da kalkindirmak, tarimda, hayvancilikta ve sanayide gelismis bir ulke olmasini saglamak olmadigi icin.
0
for the record
(11.09.18)
hocam yazdığını okuyamadım sadece başlıktan cevap veriyorum;
son yasalar ile vergisi kaldırılan ve ithal edilen ürünlerin ithalatçılarına bi bakıver. bağlantıları anlayacaksın.
0
teritori
(11.09.18)
Devlet aygıtı düşündüldüğü gibi yurttaşlarını korumak için değil, burjuvaların çıkarını gözetmek için var. Doğal şeker yerine glikoz şurubu kar ettiriyorsa üretimi elinde tutan kişi onu kullanır, devlette bir şey diyemez çünkü devlet dediğin şey onlardır zaten.
0
biravekahve
(11.09.18)
Hibrit tohumlar, hormon takviyeleri, GDO, koruyucular üretim ve depolama maliyetlerini düşürmek için kullanılan şeyler. Bunlar yasaklanırsa domatesin fiyatı 20TL'ye çıkar ve bu durumu sokaktaki adama anlatamazsın.
0
zombi
(11.09.18)
@zombi ye katiliyorum. Bu hibrit gdo falan tum dunyada var ve kullaniliyor. Sen bahcene bir tane tohum ek bitki olarak ve hasat yapmaya calis hicbir tarim ilaci kullanmadan. Sonucu ya husran olur ya husran
0
korhaydut
(11.09.18)
hüsran müsran olmaz. gdo olmadan da ürünler yetiştiriliyordu.

soruya gelecek olursak, üretimden aracı kazanıyor ancak bu aracılar çok olduğu için tek elde toplanamıyor, dolayısı ile görece kazanç az. ancak ithalat vs. şeklinde yurda girişi sağlanırsa, bunu yapabilecek kişi sayısı az, kazancı yüksek.

bu kişilerin kimlere yakın olduğu da az çok belli.
0
altinci nesil caylak
(11.09.18)
@korhaydut, @zombi’nin kastı tarımın endüstriyelleşmesi, senin bahsettiğin şey ise endüstriyel tarım; ki gerçekle uzaktan yakından alâkası yok.

İnsanlık onbinlerce yıldır tarım ilacı mı kullanıyordu? Endüstriyel tarımın geçmişi kaç yıl ki?
0
🌸levent bilgen
(11.09.18)
(15)

Sosyal Medya Kullanan Erkeklere Soru

partydisaster
Hoslandiginiz kadinin sosyal medya kullanmiyor olmasi sizde nasil bir etki yaratir?
Hoslandiginiz kadinin sosyal medya kullanmiyor olmasi sizde nasil bir etki yaratir?
0
partydisaster
(05.09.18)
Bu ulvi başarısından dolayı kutlama şevkiyle dolmuş bir halde "ne kadar da cool bir kadın aman tanrım" diyerek aşık olurum.
0
Bruce
(05.09.18)
sosyal medyayı gerizekalı ilgi *rospusu gibi kullanmadığı takdirde umrumda olmaz. ekşi'de "instagram hesabı olmayan kız" başlığına "benimdir... ben... özeldir..." tarzı gerzeklikler yazmasında instagram'ı olmasını tercih ederim.

sosyal medya kendi başına hiçbir anlam ifade etmez.
0
der meister
(05.09.18)
hiç öyle "bilge hatun" muamelesi yapmam. mutlaka bir bit yeniği ararım.

"dayıların teyzelerin bebelerin sosyal medyada arzı endam ettiği günümüzde hiçbir sosyal medya hesabının olmaması yok etmeye çalıştığı berbat bir geçmişi olduğunu/hayatına girmiş bazı rezil kişilerin kendisine ulaşmaması için bütün iletişim imkanlarını yok ettiğini gösterir" diye düşünürüm.

hesabı olup katılım tarihi yeni olursa da böyle düşünürüm.
fakat sosyal medya manyağı çıkarsa uzak dururum, koşarak kaçarım.
ideali, sosyal medya manyağı olmadan, tadında kullanan biri olması.
0
tabudeviren
(05.09.18)
toplumsal onaya, en azından sosyal medya tarafından ihtiyaç duymadığını düşünürüm. konformist bir tavır sergilemediğinden hayranlık uyandırır.
0
biravekahve
(05.09.18)
Herhangi bir etki yaratmaz
0
Delay Fuze
(05.09.18)
Sosyal medya kullanması tek başına hiçbir done vermez.

Kullanım amacı, harcadığı zaman ve kullanma şekli, aktivitesi, ayırdığı zaman, dışarıdan bakınca çizdiği resim, bio’sunda yazı olmasından tutun olmamasına kadar tonla küçük detay genel resme dair çok şeyi söyler.

Ama kullanmaması çok büyük artı puandır benim için.
0
levent bilgen
(05.09.18)
Hiç.
0
teritori
(06.09.18)
üzer çünkü kendisine ulaşmamı çok daha zorlaştırır. sınıf, iş yeri gibi ortak bi mekanımız olan biri değilse neredeyse imkansızlaştırır, öyleyse bile sosyal medyadan bi muhabbet altyapısı kurmak çok daha kolay.
0
semaforo de medianoche
(06.09.18)
şüphe uyandırır. en azından bir facebook hesabı yoksa birşeyler ararım altında.
0
false pretension
(06.09.18)
fazlasıyla olumlu etki yaratır
0
güneyli çocuk
(06.09.18)
Benim için önem taşımaz bu durum
0
gazozailacatmauzmani
(06.09.18)
stalklanamayan kadınla flört edilmez.
0
lcha
(06.09.18)
Cool kizmis derim, puani artar.

Yalniz adam "kullanmamasi nasil etki yaratir" demis, siz nasil kullandigina bagli diyorsunuz:))
0
stavro
(06.09.18)
Herhangi bir etki yaratmaz.
0
battal gemalmaz
(06.09.18)
Çok büyük bir etkisi olmadı.

Flörtün ilerleyen dönemlerinde sormuştum, çok bi alakam yok dedi, aa öyle mi dedim başka bir konuya geçtik.

He olsa manyak gibi neyi beğenmiş ona bakacak değilim, birileri yazarmış, yürürmüş kaygım da yok kendisi başından def edebilir gayet de. İlgi için saçma sapan şeyler yapıyor olsa hoşuma gitmezdi, belki de soğurdum bilmiyorum.
0
chicha
(06.09.18)
(9)

Enerjim yok ne yapmalıyım?

noraliya
Kahve duş spor her şeyi deniyorum asla üstümdeki uyuşukluğu atamıyorum. Halbuki uykumu da iyi alıyorum. Etrafta deli gibi enerjik gezen insanlar nerden buluyor bu enerjiyi?
Kahve duş spor her şeyi deniyorum asla üstümdeki uyuşukluğu atamıyorum. Halbuki uykumu da iyi alıyorum. Etrafta deli gibi enerjik gezen insanlar nerden buluyor bu enerjiyi?
0
noraliya
(05.09.18)
sağlıklı besleniyor musun, vitamin-mineral eksiğin var mı, yeterince su içiyor musun, yapmaktan kaçındığın canını sıkan şeyler var mı vs. vs.

deli gibi gezen insanlara bakarsan çoğu bir şekilde mutlu veya bir isteğinin peşinden gidiyor. mutsuz insan enerjisiz ve bitik hissediyor.
0
orpheus
(05.09.18)
kan değerlerinize baktırın.
0
veritaslibertas
(05.09.18)
Ne yaparsan yap ama @ecel ol koynuna sar beni'in söylediği şeyleri yapma. Az yemek yerine düzenli ye, çok uyuma fazla uyku tam tersine bedeni daha tembel hale getirir yetişkin bir insan için 6 saatten fazla uyku faydadan çok zarar verir. Enerji içeceği içme bu tür içecekler yüksek miktarda kafein ve şeker içerir uzmanlar bangır bangır bağırıyor kullanmayın diye, ayrıca içtikten 1 saat sonra enerjik olursun ama ertesi gün seni yatırır. Kan testi yaptır kan değerlerin normal mi kontrol ettirmekte fayda var.

Ayrıca sigara kullanıyorsan bırakmaya çalış sigara halsizlik ve iştahsızlığa neden olur.
0
solo
(05.09.18)
b12 D vitaminlerini kontrol

Şeker karb tüketimini %80 azalt

Protein-yağ-yeşil sebze tüketimini arttır

sosyal medya bilgisayar kullanımını azalt

Her gun düzenli saatlerde yat ve kalk - min 7 saat uyu, en geç 11.de yat

sabahları protein ağırlıklı düzenli bir kahvaltı rutini oluştur.

düzenli egzersiz/yürüyüş/spor yap

Bunları 1 ay dene, sonra tekrar konuşalım
0
KaraSakall
(05.09.18)
Yemek ye. Oyle 2 kasik salata yiyip kalkma.
0
stavro
(05.09.18)
Kan tahlili,özellikle b12 ve D vitamimi
Aynı durum benim de başıma gelmişti. Belki tembellik yaptım ondandır dedim. Yürüyüş yapınca hiç yerimden kalkamıyordum.kan tahlili yaptırdım ve sonuç d vitamini yerlerde.
Bir de şekerli gıdalardan uzak durabilirsiniz.
0
tulumba
(05.09.18)
Bakın kendinizi adadığınız orta ve uzun vadeli bir hedef olmadan, bir şeylere ciddi anlamda kanalize olmadan yani özetle “beyin, vücudu organize ederken tüm varlığının gerekli olduğu bir sürece gerçekçi anlamda ikna olmamışsa” ne kadar uğraşırsanız uğraşın devam eder bu süreç.

@KaraSakall’ın söyledikleri de meselenin ruhuna en uygun öneriler.

Diyelim ki size bir iş önerildi ve ciddi bir maddi kazanç ya da manevi tatmin sağlayacağına ikna oldunuz. Ama bu iş için günde 5-6 saat uyumanız gerekecek, fiziksel süreçler olacak, zihninizin dikkatinin sürekli işte olması gerekecek. Emin olun bu işte çalışmaya başladığınızın 4. günü bu bahsettiğiniz şikayetlerin hiçbiri kalmaz.

Sizin ve bu tarz duyuru açan (halsizlik, yorgunluk, uyuşukluluk) tüm kullanıcıların en temel sorunu atalet. Yani tıbbi bir süreç değil. Gidip de vitamin hapı, besin takviyesi, smoothie geçirmez böyle şeyleri. Kan testleri de yol gösterici olmaz.

Vücudunuzun tüm elemanları hareket etmek üzere yaratılmış. Beyin bir disipline uzun süre yoğunlaşıp sonuç almak üzerine kurgulanmış rasyonel ve ruhsal bir yapılanma. Varlığınızın size en baştan verdiği varoluşsal ödevler var.

Hayatta bir amacınız, diğer insanların ya da canlıların hayatına değecek, zenginleştirecek, onları mutlu edecek bir hedefiniz olmalı.

Öyle çok büyük şeyler de değil. Kendi potansiyeliniz ve hareket alanınız dahilinde her şey olabilir.
0
levent bilgen
(05.09.18)
arkadaşlar yazmış zaten ben de yineleyeyim. b12 ya da d vitamini değerlerinize baktırın derim.
0
muslugubozukhayrat
(05.09.18)
kan değerleri+1

bir de uyunacak yerlere uzak dur.
0
silver apple
(05.09.18)
(17)

sıkıntılı soru

yuvarlanantencereninkapagi
sizi uzun bir ilişkiyi sürdürmeye, devam ettirmeye yoneltecek sebepler nelerdir?ilişkinin kötü gittigi, " hayat şartlarının" ilişkiniz icin uygun olmadığı koşullar dahilinde soruyorum, ayrılmanın daha mantıklı göründüğü durumlar için.ve karşınızda hiçbir şeye enerjisi olmayan, hayattan beklentisi ka
sizi uzun bir ilişkiyi sürdürmeye, devam ettirmeye yoneltecek sebepler nelerdir?


ilişkinin kötü gittigi, " hayat şartlarının" ilişkiniz icin uygun olmadığı koşullar dahilinde soruyorum, ayrılmanın daha mantıklı göründüğü durumlar için.

ve karşınızda hiçbir şeye enerjisi olmayan, hayattan beklentisi kalmamış, hayatındaki her duruma çok pasif yaklaşan, her durumu kabullenmeye meyilli bir birey var diyelim.
0
yuvarlanantencereninkapagi
(01.09.18)
"ayrılmanın daha mantıklı göründüğü durumlar için."
Ayrilmak daha mantikliysa bitmeli. Mantık sizi hayata bağlar
0
Amaranta ursula
(01.09.18)
ayrılmanın mantıklı göründüğü anda ilişki bitiyor bende. anlattığın şartlar ise hakikaten mantıklı bence.

sanırım bu yüzden hiç uzun süren düzgün bir ilişkim yok. hea pişman mıyım? ofkors no
0
bokmuhendisi
(01.09.18)
"Acaba" diye düşünme aşamasına geçildiğinde benim için bitiyor kafada. Sonra tamamen de bitiyor zaten. Bunu söyleyebilirim.
0
monogram
(01.09.18)
seviyorduk birbirimizi, sevmenin yetmediğini biliyorum ama gerizekalı olduğum için devam ettirdim. ilk defa mantığımı değil duygularımı dinledim. kafamı şeyedeyim, çok büyük hataydı. ha o niye benden de fazla ısrarla devam ettirdi hala anlamıyorum.
cevap: iradesiz olmak, mantığı devre dışı bırakıp duygulara göre karar vermek
0
pati
(01.09.18)
ben de hep iç sesimi dinleyerek hareket ederim, yapmamalı mi :(
0
🌸yuvarlanantencereninkapagi
(01.09.18)
yapma. sakın yapma.
0
pati
(01.09.18)
geçerli bi sebep yok. mutsuzluk veriyorsa herkes yoluna bakmalı.
0
datnet
(01.09.18)
ayrılmak daha mantıklı olduğu halde devam ettirmeye yöneltecek sebepler arıyorsam mazohistimdir, bence.
0
idonthaveatvset
(01.09.18)
Hay Mantık tepenizden baksın arkadaşlar :)

Bence bi şans daha verin.
Sevgi bitmeden her zaman umut vardır.
Sevgi bittiği anda her şey biter.
0
whatyougetiswhatyoudid
(01.09.18)
Gerçek manada “anlamını” koruyan ve ilişkiyi sonsuzlaştırma gücüne sahip tek şey gerçek sevgidir.

Diğer türlü her ihtimal ayrı bir enerji ve bedel ister gibi geliyor. Ve gerekli itici gücü muhtemelen dış kaynaklı olur muhtemelen. Orda da asıl soru sürdürülebilirlik?
0
levent bilgen
(01.09.18)
mantıkla hareket etmedim şimdiye dek, bana göre değil ama artık mantığımı devreye sokmaliyim belki de.

@whatyougetiswhatyoudid bunu da defalarca yaptım, hep aynı noktaya ulaşıyoruz.
0
🌸yuvarlanantencereninkapagi
(01.09.18)
herkes mutsuzluk veriyorsa ayrıl demiş de ben sana net bişi diyim, mutlu değilsen ayrıl. uzatmaya gerek yok toparlanmıyor o ilişki.
0
lata
(01.09.18)
Bazı insanların kötüsü bile iyidir.
0
Delay Fuze
(01.09.18)
Abuk bir soru, iliski kotu, karsimdaki tip sorunlu, hayat sartlari kotu vs iyi gitmesi icin bir sebep yokken bu neyin zoru yav? Erkek mi yok dunyada?
0
bruceandwayne
(01.09.18)
Karşımda tam olarak anlattığın gibi, hatta daha da beteri bir insan vardı. En sonunda hiçbir şey beni böyle bir insan uğruna ilişki sürdürmeye zorlayamadı ve bitti. Yemin ederim üzerimden yük kalktı, kendime geldim.
0
ms brownstone
(02.09.18)
Yakin zamanda benzer bir sey yasayip, mantigini dinleyip ayrilmis biri olarak @whatyougetiswhatyoudid +1 diyorum. Sevgi bitmeden iliskiyi bitirirsen yasayacagin pismanlik muazzam olacak. Surec boyle giderse zaten sevgin de bitecek. Sevgin bitene kadar bekle derim.
0
cansins beybi kolonya
(02.09.18)
Sevgi, saygı, beraber geçirilen kaliteli zamanların varlığı, iletişimin verimli olması, ortak bir gelecek görebiliyor olmam, yoksa gereksiz bir duygusal yük, uzatmak anlamsız.
0
elikası
(03.09.18)
(10)

kitap okumaya başlamadan önce

hemsta
selam duyurunun kitap kurtlarıhttps://pbs.twimg.com/profile_images/508281997320417280/xzFV8bYg_400x400.jpegbir kitabı okumaya başlamadan önce o kitap ile alakalı edebi açıdan yapılan değerlendirmeleri okumak mantıklı mıdır yoksa mantıklı değil midir?taze bir okuyucu soruyor bu soruyu. bunu göz önünd
selam duyurunun kitap kurtları

pbs.twimg.com

bir kitabı okumaya başlamadan önce o kitap ile alakalı edebi açıdan yapılan değerlendirmeleri okumak mantıklı mıdır yoksa mantıklı değil midir?

taze bir okuyucu soruyor bu soruyu. bunu göz önünde bulundurursanız sevinirim.
0
hemsta
(01.09.18)
Spoiler okuyunca benim tadım ve hevesim kaçıyor. O yüzden ben bitirdikten sonra yorum ve değerlendirmeleri okuyorum.
0
Amaranta ursula
(01.09.18)
Kitabı okuduktan sonra o kitapla ilgili şeyler okumak daha tatlı bence.
0
fırt
(01.09.18)
Şahsen hiç önceden değerlendirme okumak gelmedi aklıma. Aksine merak edip kitaba dalıyorum
0
gazozailacatmauzmani
(01.09.18)
ben kitabı okuduktan sonra bakıyorum, daha iyi oluyor bence.
0
tabirimekruh
(01.09.18)
Bazı kitapların arka kapak yazıları bile çok tehlikeli olabiliyor spoiler konusunda. Keza önsözlerde öyle.
Ben okumayı tercih etmiyorum. Okurken satırlar üzerinde duraksayıp düşünmek daha çok hoşuma gidiyor. Sonra incelemeleri okuduğumda fark etmediğim yerleri de görmüş oluyorum.
Metinlerarasılık yönteminin kullanıldığı kitaplarda, okuduğum kitabın diğer eserlerle olan ilgisini keşfedersem ayrı bir zevk alıyorum. Ya da bu öge bulunmaksızın başka bir kitapla bağlantı kurmak da beni mutlu ediyor. Tabi bu hemen olacak bir şey değil.
Suna da değineyim, bir karakterin kitabın sonunda intihar edeceğinizi öğrendiğinizde, kitabı okurken o karakteri intihara götüren adımlara daha çok dikkat edersiniz sadece ya da yaptığı her şeyi "Zaten intihar edecek o yüzden yapıyor."a başlıyorsunuz.
Ben zaten kitapların nasıl bittiğine, şaşırtıcı olaylara odaklanmak yerine çok karakter ve ruh tahlillerine, dönemin sosyal ve politik eleştirilerine dayanan bir okuma yapmaktan daha çok zevk alıyorum.
Dediğinizi özellikle polisiye, fantastik ve macera romanları için tavsiye etmem çünkü okumanızın pek bir anlamı kalmaz.

Okumak iptiladır :)
0
black holes in the sky
(01.09.18)
Son yıllarda trend haline gelen yazarlara önsöz yazdırma, kitapla ilgili görseller, bilgiler verme kısmını bile es geçip zihnimde pozitif ya da negatif, karakterle ilgili iyi ya da kötü bir önyargı bile oluşturmak istemiyorum.
0
levent bilgen
(01.09.18)
black holes in the sky'a katılıyorum. ben genelde herhangi bir şey okumam kitap ile ilgili, örneğin; ithaki yayınlarının bilim kurgu serisinin arka kapak yazılarını yüreği olan okusun, kitabın gizlerini kaldırdığı bile oluyor. en iyisi kitabın yazarı üzerinden gitmek ya da güvenilir arkadaş tavsiyeleri.
0
Apocalypse
(01.09.18)
Ben de kitap bittikten sonra okuyorum kitaba dair her şeyi.
0
ms brownstone
(01.09.18)
önce kitabı oku.
0
idonthaveatvset
(01.09.18)
Yukarıdakilerin hepsine +1

Ben önsözü, kitap arkası yazıları bile kitap bittikten sonra okuyorum. İki ana sebebi var:
1. Bizim yayıncılar bile spoiler konusunda hiç hassas değil. "... Bütün bunlar olurken X'in ölmesi..." gibi bir cümle koyabiliyorlar. Bu da ister istemez kitaptan alınacak tadı, heyecanı öldürüyor.
2. Kitabı okumadan önce araştırmaları (inceleme yazısı, eleştiri ya da yazarın kendi düşüncelerinin edebi eserlerine etkisi gibi) okumak okuyucuyu şartlandırıyor. "Bak, bunun anlamı budur, bu yüzden bunu bilerek oku." diyor ve kitaba farklı pencereden bakmana da doğrudan engel oluyor. Hazıra konmana sebep oluyor vs.


Bu iki ana sebepten ötürü önsözleri, okuyucu ve eleştirmen yorumlarını hep en son okurum.
0
m e b
(01.09.18)
(4)

Yorgunum bitkinim

megalomaniac
Kronik hale geldi artık, resmen dizlerimde derman yok :/ güçsüzüm. Miskinim. Uykum çok yok ama hep yatmak, yatay pozisyonda olmak istiyorum... sıcaklardan mı acaba? Siz de böyle misiniz bikaç gündür?
Kronik hale geldi artık, resmen dizlerimde derman yok :/ güçsüzüm. Miskinim. Uykum çok yok ama hep yatmak, yatay pozisyonda olmak istiyorum... sıcaklardan mı acaba? Siz de böyle misiniz bikaç gündür?
0
megalomaniac
(31.08.18)
Ben dönem dönem biraz düzelmekle birlikte son 1 seneden fazladır böyleyim. :(
0
ms brownstone
(31.08.18)
Tamamen hormonal düzensizlik ve beslenme hataları ile ilgili bir şey ciddi, kronik ve klinik süreç gerektiren bir rahatsızlık yoksa.

Sadece en geç 11’de uyuyup güneş henüz doğmadan kalkmaya vücudu alıştırmanın tek başına çok efektif sonuçları var bu ve birçok konuda.

Düzenli spor, özellikle de direnç antremanları ve tempolu yürüyüş gerekli. Dermanım yok derken küçük ölçekli kas kütlesinden kayıplar başlar belli bir yaştan sonra. Her yıl %1-3 arası.

Tahminen en büyük sebebi de psikolojiktir. Gerçekten umutlu ve mutlu hisseden birinin bahsettiğiniz süreci yaşaması çok zor.

Beyni dinlenmeye ve uzanma isteğine proglamayın. Uykunuzu erken getirecek ve melatonin salgılatacak bir fiziksel hareketlilik yaşayın gün içinde. Uyanır uyanmaz kalkın, yatakta süre geçirmeyin. Öğleleyin 20-30 dakikalık bir siesta yapın. Duşunuz bittiğinde en sonda soğuk bir duş alın, kan dolaşımını maksimuma çıkarın.

Öncelikle psikolojik sonrasında fizyolojik bir temeli olma ihtimali çok yüksek.
0
levent bilgen
(31.08.18)
adrenal yorgunluk olabilir.
0
Thredith
(31.08.18)
Erken yat erken kalk zorla kendini
Yürüyüş yap
0
benaslindayohum
(31.08.18)
(21)

Sabahları dişlerinizi

nundu
Kahvaltıdan önce mi fırçalıyorsunuz sonra mı? Her ikisinde de fırçalayan ya da hiç fırçalamayan da belirtebilir tabi.Ben sabah uyanınca çok rezil bir ağız tadıyla uyanıyorum muhtemelen kronik geniz akıntısından dolayı. O yüzden kahvaltıdan önce fırçalamazsam yediğimden keyif almıyorum. Eğer kokma po
Kahvaltıdan önce mi fırçalıyorsunuz sonra mı? Her ikisinde de fırçalayan ya da hiç fırçalamayan da belirtebilir tabi.

Ben sabah uyanınca çok rezil bir ağız tadıyla uyanıyorum muhtemelen kronik geniz akıntısından dolayı. O yüzden kahvaltıdan önce fırçalamazsam yediğimden keyif almıyorum. Eğer kokma potansiyeli olan bi şey yediysem kahvaltıdan sonra da fırçalıyorum ama nadir yani. Sizin?
0
nundu
(31.08.18)
Kahvaltı yapmıyorum o nedenle uyanır uyanmaz
0
kablelvuku
(31.08.18)
evde kahvaltı yapmadan fırçalıyorum. ofise gidip kahvaltı yapıyorum. sonrasında fırçalamıyorum. düşününce baya mantıksız.
0
elorelia
(31.08.18)
Sonra.
0
idonthaveatvset
(31.08.18)
Kahvaltıdan sonra fırçalanmalı.
0
thewhitewolf
(31.08.18)
Kahvaltıdan sonra fırçalıyorum.
0
ms brownstone
(31.08.18)
Sabah kalkınca ağız bakım suyuyla gargara yapıyorum, sonra ağzımı duruluyorum. O kötü tat gitmiş oluyor, insanın ağzı ferahlıyor. Kahvaltıdan sonra da dişlerimi fırçalıyorum.
0
i m cool with that
(31.08.18)
ben de senin gibi yapıyorum. ama zarar vermemesi açısından macunu mümkün olduğunca az kullan derim.
0
ocanal
(31.08.18)
Kahvaltıdan önce, direkt uyandığım gibi. Çünkü güzel bir temizlik hissi veriyor.

Evde kahvaltı yapmıyorum, kahve içip çıkıyorum. Kahveden sonra dişlerimi fırçalamak istemiyorum :( Seviyorum o bazılarının sevmediği ağızda kalan tadı/kokuyu. Dışarıda kahvaltı ettikten sonra fırçalıyorum.
0
buf-e kür
(31.08.18)
hem kahvaltıdan önce hem kahvaltıdan sonra
0
turkuaz
(31.08.18)
Tabiiki önce. Sonra diyenlere bakma.
0
caletti
(31.08.18)
Sabah uyanınca fırçalıyorum ilk. Sonra ofise gelip kahve içiyorum, yine fırçalıyorum. Ağızda kalan kahve tadını sevmiyorum.
İşe gitmiyorsam kahvaltı yapıp öyle fırçalarım.
0
pike
(31.08.18)
Uyanınca fırçalıyorum.
0
hernezıkkımsa
(31.08.18)
Kahvaltıyı geç yapacaksam uyanınca fırçalarım ve ağız suyu ile ağzımı çalkalarım. Kahvaltıyı hemen yapacaksam sonra fırçalarım ve ağız suyu kullanmam. Yatarken ağız suyu kullanmak sabah kalktığınızda oluşan kötü hissi ve kokuyu engelliyor.
0
tahin pekmez yoğurt
(31.08.18)
sonra.
dişçiden geliyorum. kahvaltıdan sonra dedi.
0
lesmiserables
(31.08.18)
Kahvaltiyi evde yapacaksam, kahvaltidan sonra. Kahvaltilik zaman kalmadiysa evden cikmadan once. Iste de macun ve fircam var, ogunlerden sonra fircaliyorum.
0
aychovsky
(31.08.18)
önce.
sonra aynen sizin gibi yapıyorum. kokackokacak bir şey yediysem bir de sonra fircaliyorum. ağzıma da bir sakız atıyorum. değilse güne devam akşam yatmadan önce bir kez daha
0
balik kraker
(31.08.18)
Önce
0
datnet
(31.08.18)
Gece uyumadan önce 1 çay kaşığı karbonatı 1 çay bardağı ılık suda karıştırıp gargara yaparsanız hem ağız kokusunu yok edebilirsiniz hem de dişlerinizi bakterilerinden arındırırsınız.
0
levent bilgen
(31.08.18)
kahvaltıdan sonra fırçalarım.
0
pangea
(01.09.18)
Önce. Benim doktor da dedi ki önce fırçala ki agzinda olusan bakteriler midene gitmesin
0
sen nasıl bir insansın
(13.10.18)
İkisi de.
0
sopiro
(13.10.18)
(24)

Neyiniz 10 kat daha fazla olsun isterdiniz?

aychovsky
Internette gezerken gordum boyle bir soru, kendiminkini dusunuyorum simdi. Siz neyin 10 kat fazla olmasini isterdiniz; omrunuz mu, bankadaki paraniz mi, baska bir sey mi? Bir de neden?(Ozetle, neyin sonuna bir 0 eklemek istersiniz?)
Internette gezerken gordum boyle bir soru, kendiminkini dusunuyorum simdi. Siz neyin 10 kat fazla olmasini isterdiniz; omrunuz mu, bankadaki paraniz mi, baska bir sey mi? Bir de neden?
(Ozetle, neyin sonuna bir 0 eklemek istersiniz?)
0
aychovsky
(19.08.18)
Huzur+1
Çok ihtiyacım var.
0
Amaranta ursula
(19.08.18)
azmimin
0
nolmus yani
(19.08.18)
omrum ama yaslanma hizim da 10 kat yavas olmali. cunku yapacak cok sey var ama zaman ve enerji yok.
0
cedex
(19.08.18)
neşem
0
topkapiaksaray
(19.08.18)
zeka. dünyaya kayda değer yararım dokunabilirdi.
0
Hendrix'e tapan adam
(19.08.18)
para
0
datnet
(19.08.18)
zamanımın.
hem ömür, hem de yapılacak işler için gereken zaman olarak.
yani bir şekilde bir şeyler için daha fazla zamanım olsa iyi olurdu.
0
blatta hiberna
(19.08.18)
İş dışında geçen bütün zamanımın ve haliyle tatilimin.
0
ms brownstone
(19.08.18)
İç huzurumun
Ve mümkünse çevremdekilerin iç huzurunun.
0
megalomaniac
(19.08.18)
sağlık.
0
sutlu nescafe
(19.08.18)
Hayatın yüzeyde keşfedilemeyecek, daha derinlerde saklı esas gerçeklerini idrak eden algılarımın ve yorumlayıştaki zenginliğimin.
0
levent bilgen
(19.08.18)
Iq. Olmazsa bankadaki param.
0
diffarentiationation
(19.08.18)
Sansimin, gerci 0'in yanina 0 koysan yine 0 ama artmasini isterdim en azindan :)

Reel bir sey ise maddi degeri yuksek olan( para, daire gibi seyler)
0
c1b2k3
(19.08.18)
huzur +1
0
twelfth
(19.08.18)
Henüz bir evladım yok, fakat 10 tane olsun isterdim.

Yapacak çok işimiz var, her biri bir ucundan tutsun.
0
idexo
(19.08.18)
Bilgi dağarcığı.
0
fırt
(19.08.18)
Disiplin

İyi kötü bugünlere gelebildim de 10 kat daha disiplinli olsaydım diğer birçok şey çözülürdğ, para da kazanırdım daha çok, o da daha fazla tatil daha fazla huzur getirirdi.

Bir sürü borç morç var, ama gel gör ki kaplumbağa hızıyla ilerliyorum. Oysa iyi disiplinli olsaydım belki son aylardaki borçlarım ve maddi/manevi sıkıntılarım olmayacaktı.
0
senolll
(19.08.18)
50den sonra yaslanmayacagim sozu verilirse omrum 10 kat daha uzasin isterim. Olmek istemiyorum ben arkadas, 60-70 sene cok az. Daha dk once olumu dusundum hatta.

Yok 500 sene yasayacak ama yaslanip ayakta zor durur halde 400 sene gecireceksem gerek yok, o zaman param 10 kat artsin.

Eskiden olsa farkli cevaplar verirdim de artik pragmatigim:)
0
stavro
(19.08.18)
ben her seyimden memnunum. hicbir seyim fazla olsun istemiyorum. doga anaya bendekiler icin sukranlarimi sunuyorum. tek amacim dunya'yi daha guzel bir yer haline getirmek icin bir seyler yapmak, bir seyler katmaktir dunya'ya. tabii bu da zamanla olacak.
0
Leonardo~Da~Vinci
(19.08.18)
saçlarım.
0
g7mor
(19.08.18)
Torpil. şaka şaka olur mu öyle şey Referans tabii ki.
0
kararsızataletfilozofu
(19.08.18)
Kendime ayırdığım zaman.

Şimdi kendime yılda 20 gün ayırabiliyorsam bu 200 gün olsun isterdim.
0
babilbaligi
(19.08.18)
@g7mor +1 :(
Saçlarım maalesef
0
valarmurgulis
(19.08.18)
sağlığım.
0
tabudeviren
(19.08.18)
(1)

iz tv

austenn
merhaba,iz tv'yi izlemek için tv'den digiturk'e abone olmak zorunda mıyım? yoksa internet üzerinden de ücret ödeyebiliyor muyum?
merhaba,

iz tv'yi izlemek için tv'den digiturk'e abone olmak zorunda mıyım? yoksa internet üzerinden de ücret ödeyebiliyor muyum?
0
austenn
(18.08.18)
Digiturk Giriş Paketi ve Digiturk Play üyeliği üzerinden izleyebilirsiniz. Turkmax Gurme de dahil olmak üzere.
0
levent bilgen
(18.08.18)
buraya yazılanların hakları Sir Anthony Hopkins'e aittir.
yazan eden compumaster, ilgilenen eden fader
modere edenler basond, compumaster, fraise, kibritsuyu, rakicandir
bu sitede yazılanların hiçbiri doğru değildir. site içeriği küçükler için sakıncalı olabilir. yazılardan yazarları sorumludur. kaynak göstermeden alıntılanamaz. devlet tarafından atanmış bir kurumun internet üzerinde kimin hangi bilgiye ulaşıp ulaşamayacağına karar vermesi insan haklarına aykırıdır. web siteleri kullanıcıların istekleri doğrultusunda bağlandıkları yerlerdir. kullanıcılar isterlerse bir web sitesine bağlanmayabilirler. bu güçleri ve imkanları mevcuttur. bir kullanıcı bir siteye bağlanmak istiyorsa bu onun tercihi ve hakkıdır. bağlanmak istemiyorsa bu yine onun tercihi ve hakkıdır. halkın kendisine hizmet etmesi için görevlendirdiği kurumlar hadlerini aşıp halka neye ulaşıp ulaşmayacağını bilmeyen cahil cühela muamelesi edemezler. ebeveynlerin çocuklarını sakıncalı içeriklerden koruması için çok sayıda bedava ve ücretli yazılım mevcuttur. bu yazılımlar bir web tarayıcısını kullanmaktan daha karmaşık teknik bilgi gerektirmemektedir. devletin milletini küçük düşürmesi ve ebleh yerine koyması yasaktır.